pub-6450042492155979google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 İSLAMDA NAMAZ

Sayfalar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

17 Şubat 2025 Pazartesi

İSLAMDA ABDEST

İSLAMDA ABDEST
Abdest nedir ve nasıl alınır?
Abdest, bazı ibadetleri yapabilmek için dirseklerle beraber el ve kolların, yüzün ve aşık kemikleri ile beraber ayakların yıkanması ve başın mesh edilmesinden ibaret hususi bir temizliktir.
Abdestle ilgili olarak Kur’ân-ı Kerîm’de,
AYET: “Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar kollarınızı yıkayın, başınızı mesh edin ve aşık kemikleri ile beraber ayaklarınızı yıkayın… Eğer su bulamazsanız temiz toprakla teyemmüm edin.” (el-Mâide, 5/6) buyurulur.
HADİS: Hz. Peygamber (s.a.s.), abdestin nasıl alınacağını Müslümanlara fiilî olarak gösterdiği gibi (İbn Mâce, Tahâret, 47 [419]; Merğinânî, el-Hidâye, 1/16)
HADİS: abdestsiz olarak kılınacak hiçbir namazın Allah (c.c.) katında kabul olunmayacağını da ifade etmiştir (Buhârî, Vudû’, 2 [135]; Müslim, Tahâret, 2 [225]; İbn Mâce, Tahâret, 47 [419]).
Farzları, sünnetleri ve adabına riâyet edilerek abdest şöyle alınır:
Niyet edilir ve besmele çekilir.
Önce eller bileklere kadar ve parmak araları da hilallenerek/ovuşturularak üç defa yıkanır. Abdest azalarında suyun temasına engel maddeler varsa imkân ölçüsünde temizlenir. Parmaktaki yüzük oynatılır.
Sağ el ile üç defa ağza su verilerek ağız temizliği sağlanır. Aynı şekilde üç defa burna su verilerek burun temizlenir.
Ardından yüz üç kere yıkanır.
Sonra dirsekle birlikte sağ kol üç defa ve aynı şekilde
sol kol üç defa yıkanır.
Sağ el ıslatılarak avuç ve parmakların içiyle başın dörtte biri veya tamamı bir defa mesh edilir.
Eller tekrar ıslatılarak başparmakla kulağın dışı, şehadet parmağı veya serçe parmakla içi mesh edildikten sonra
her iki elin arkasıyla boyun mesh edilir.
Önce sağ,
sonra sol ayak, parmak uçlarından başlanarak topuk ve aşık kemikleri de dâhil olmak üzere yıkanır.
HADİS: Suyun parmak aralarına ulaşmasına özen gösterilir (Buhârî, Vudû’, 22-24 [157-159]; Müslim, Tahâret, 3-6 [226-227]; Kâsânî, Bedâî’, 1/23-25; İbn Cüzey, el-Kavânîn, 19-21)

İSLAMDA ABDEST
İslâm'da bazı ibâdetlerin yerine getirilmesi için yapılan ve bizzat kendisi ibâdet olan temizlenme. Abdest kelimesi Farsça'da su anlamına gelen "âb" ile el anlamına gelen "dest" kelimelerinden oluşmuş birleşik bir isimdir. Arapça karşılığı olan "vudû" kelimesi hadislerde kullanılmıştır. Kur'ân-ı Kerim'de ise temizlik anlamında "tahâret" ve "zekâ" kelimeleri geçmektedir. Vudû' kelimesi güzellik ve temizlik anlamına gelmektedir. Dolayısıyla ibâdete başlanmadan önce insanın iç dünyasını güzelleştirmesi ve dışını da iyice temizlemesi gerekir.
İslâm'da abdestin farziyetine "Ey iman edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinizle birlikte ellerinizi yıkayın. Başınıza meshedin. Her iki topuğunuzla birlikte ayaklarınızı da (yıkayın)..." (el-Mâide, 5/6), âyeti delâlet etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in abdest almadan hiç bir iş yapmadığını görüyoruz (Elmalılı, Hak Dini Kur'ân Dili, II, 1583). Ancak abdest her amel ve ibâdet için değil başta namaz olmak üzere bazı ibâdetler için farz kılınmıştır. Fakat müslümanın sürekli abdestli bulunması sünnettir.
Abdest her şeyden önce her türlü pislik ve kirlilikten kurtulmak, yani maddî ve manevî bütün pislik ve mikroplardan uzak kalmak için İslâm'ın emrettiği önemli bir ibâdettir. Mikrobun en kolay ürediği yer ağızdır. Ağızdan başlayarak el, yüz ve ayakların günde beş defa temizlenmesi İslâm'ın temizliğe verdiği önemi gösterir. Böylelikle İslâm yüzyıllar önce temizliğin üzerinde durup insanoğlunu maddî-manevî her türlü pislik ve mikroptan korumayı hedeflemiştir. Bunun yanında abdest alan bir insan, kendini manen temiz ve rahat hisseder ve bu güzel his ve temiz duyguyla Allah'a ibâdete durur. Bu da ruhun temizliğini sağlamaktadır. İnsanın yaratılış gayesi olan Allah'a kulluk böyle bir temizleme ameliyesi ile başlayınca insanoğluna vereceği zevk ve rahatlığın değeri sonsuzdur.
İnsan abdestle bedenen ve mânen temizlendikten sonra Allah'ın huzuruna çıkar. Böyle bir temizlenme ile günlük bütün yorgunlukları ve yükleri geride bırakır.
Abdest almakla, dünyevî ve uhrevî birçok fazilet ve güzellikler elde edilir. Hz. Peygamber (s.a.s.) abdestle ilgili olarak şöyle buyururlar:
"Bir müslüman abdest alıp yüzünü yıkadığında, yüzündeki âzaların işlediği bütün günahları; el ve ayaklarını yıkadığında el ve ayaklarıyla işlediği bütün hata ve günahları, su damlalarıyla beraber akıp gider ve kendisi de tertemiz olur. Hatta kirpik ve tırnak diplerindeki günahlarından eser kalmaz. Âdâp ve erkânına uymak suretiyle abdest alıp kıbleye dönerek: "Eşhedü en lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlühü" diyen bu kul için cennetin kapıları açılmıştır; o, cennet kapılarının dilediğinden içeri girer."(Müslim, Tahare, 32, 33; Tirmizî, Tahâre, 2).
ABDESTİN FARZLARI
1- Yüzü Yıkamak
Yüzün bir defa yıkanması farzdır. Yüzün sınırları, saçın bittiği yerden sakal veya çene altına, kulakların köklerine kadar olan bölümdür. Gözlerin içine suyun ulaştırılması gerekmez. Ancak abdest alırken gözler sıkılmaz, tamamen açık bırakılmaz. Normal bir şekilde yüz yıkanır. Dudaklar yumulduğu zaman, dışarda kalan kısımlar yüzün sınırlarıdır. Sakal, bıyık ve kaşın altına suyu ulaştırmak gereklidir.
2- Kolları Yıkamak
Parmak uçlarından kol dirseklerine kadar -dirsekler de dahil- olan kısmı bir defa yıkamak farzdır. Eğer iğne ucu kadar kuru bir yer kalırsa veya tırnağının altına suyu geçirmeyecek (hamur, boya, çamur vb.) bir madde bulunursa, abdest alınmış sayılmaz. Ancak boyacıların tırnaklarındaki boyalardan kaçınmanın mümkün olmamasından dolayı bunlar abdeste zarar vermez. Tırnaklar parmak uçlarından dışarı taşacak kadar uzamış olursa o fazlalığı da yıkamak gerekir. Bir kimse abdest aldıktan sonra bu uzamış tırnağı keserse abdestini yenilemesi gerekmez. Parmakta yüzük var ve bu geniş ise abdest alırken bunu oynatmak sünnet, eğer yüzük dar ve altına su geçirmeyecek kadar parmağa oturmuşsa onu oynatmak farzdır.
3- Başı Meshetmek
Mesh, sözlükte eli bir şeyin üzerinden geçirmek demektir. İbâdet hukukunda ise suyun bir vücut organına isâbet etmesidir. Başın meshedilmesindeki farz oranı alın miktarıdır. Bu miktar ise başın dörtte biridir. Meshederken üç veya daha fazla parmağı kullanmak gerekir. İki parmakla yapılan mesh câiz değildir.
Başa giyilen sarık veya takke üzerine meshetmek geçerli değildir. Kadınlar da baş örtüleri üzerine meshedemezler.
4- Ayakları Yıkamak
Sağlam ve çıplak ayakları topuklarıyla birlikte bir defa yıkamak farzdır. Yaralı veya mestle örtülü ayakları yıkamaya gerek olmayıp sadece meshetmek yeterlidir. Mâide Sûresi 6. âyette geçen topuk = ka'b, ayağın iki tarafından incik kemiğine bitişik kemiktir. Rasûlullah (s.a.s.): "Vay ateşten o topukların haline... " (Buhârı, İlim 30; Vudû', 27,29; Müslim, Tahâre, 25-28,30; Ebû Davud, Tahâre, 46) buyurduğu ve ayakların tamamen yıkanmasını emrettiği bilinmektedir.
Bir kimsenin ayağında yarık varsa ve o yarığa su sızdırmayan bir ilaç sürülmüşse, o kimse ayağını yıkadığı zaman, su yarığın altına geçmezse bu durumda su, ayağa zarar verecekse abdest yerine getirilmiş sayılır ve bu câizdir. Ancak su zarar vermiyorsa abdest tam olarak alınmış sayılmaz. Dolayısıyla zarar vermediği takdirde yarıklara su ulaşacak şekilde yıkamak gereklidir .
ABDESTİN SÜNNETLERİ
1- Niyetle Başlamak
Niyet, bir şeyi yapmayı kalbinden geçirmektir. Kalpden niyet etmeden, yalnız dil ile niyeti söylemek yeterli değildir. Abdest için niyet müstehap bir sünnettir. Ancak Şâfiî mezhebine göre niyet, başlı başına bir ibâdet olduğundan abdeste niyet de farzdır. Bu sebeple niyetsiz abdest olamaz.
2-Abdeste Besmele ile Başlamak
Abdeste başlarken Allah'u Teâlâ'nın ismiyle yani besmele ile başlamak sünnettir. Rasûlullah (s.a.s.): "Allah'u Teâlâ'nın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti yoktur." (Ebû Davud, Tahâre, 48; Tirmizî, Tahâre, 20; İbn Mâce, Tahâre, 41) buyurarak besmelenin faziletini belirtmiş olmaktadır. Besmeleyi abdeste başlarken okumak esastır. Çıplak bir hâlde iken veya tuvalette besmele okunmaz. Bir kimse abdestin başında "Lâilâhe illallah" veya "Elhamdülillah" dese besmele yerine geçer (Fetevâyı Hinddyye, 1,7).
3-Önce Bileklere Kadar Elleri Yıkamak
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.): "Sizden birisi uykusundan uyandığı zaman, kat'iyyen elini yıkamadıkça su kabına daldırmasın. Çünkü o, eli nerede gecelemiştir bilemez" (Buhârî, Vudû', 26; Müslim, Tahâre, 87-88; Ebu Davud, Tahare, 49) buyurmuştur. Ayrıca insanın eli, temizleme hususunda bir araçtır. Dolayısıyla ilkin onu temizlemeye başlamak sünnettir. Bilindiği üzere, elleri, dirseklere kadar yıkamak (dirsekler dahil) farzdır. Fakat önce bileklere kadar yıkamak tertip olarak sünnettir.
4-Misvak Kullanmak
Rasûlullah (s.a.s.): "Eğer ümmetime zorluk vereceğinden çekinmeseydim, her namazdan önce onlara misvak kullanmayı mutlaka emrederdim." (Müslim, Tahâre, 15; Ahmed İbn Hanbel, II, 250, 400) buyurmaktadır. Dişleri parmakla yıkamak misvağın yerini tutmaz. Ancak misvak bulunmazsa sağ elin bir parmağı ile dişleri temizlemek misvak yerine geçerli olabilir.
5- Ağzı Yıkamak
Abdest alırken Rasûlullah (s.a.s.)'in ağzını üç defa yıkadığı (mazmaza yaptığı) bize ulaşan bilgiler arasındadır. Bunun sınırı, suyun ağzın tamamını kaplamasıdır. Ayrıca her seferinde suyu yenilemek de sünnettir.
6- Burnu Yıkamak
Yine Hz. Peygamber (s.a.s.)'in abdest alırken burnuna da üç defa su çektiği bilinmektedir. Burna su çekerek sol eli ile suyu dışarıya verip yeniden su çekerek burnu sol el ile temizlemek sünnettir.
7- Kulakların Meshedilmesi
Baş meshedilirken kulakların da aynı şekilde sayılarak meshedilmesi sünnettir. Ayrı bir su ile meshedilmesini sünnet olarak kabul edenler de vardır.
8- Yıkanması Gereken Uzuvları Üçer Defa Yıkamak
Yıkanması farz olan yüz, eller ve ayaklar gibi organlarımızı üçer kere yıkamak sünnettir. Bu organlarımızdan her birini yıkamaya başlayınca ilk yıkama farzdır. En sağlam ve geçerli görüşe göre ikinci yıkama ise sünnettir. Abdest alırken, yıkanmakta olan organa su ulaşır ve ondan damla damla dökülüp akarsa, yıkamanın tamam olduğu tam anlamıyla anlaşılır.
9- Parmakların Arasını Yıkamak
"Parmaklarınızın arasını hilâlleyiniz ki onların arasına Cehennem ateşi girmesin ve onları hilâllemesin" (Ebu Davud, Tahâre 56, 59; Tirmizî, Tahâre, 30; Savm 68; Nesâî, Tahâre 91) buyuran Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bu buyruklarıyla belirtilen işi yapmak sünnet olmaktadır. Bu aynı zamanda, farz olan yıkamanın da kâmil anlamda gerçekleşmesini sağlar.
10- Sakalı Ovmak
Abdest alırken sakalı bulunanların sakallarını, parmaklarını sakalın içine sokarak alt taraftan üst tarafa doğru hareket ettirmesi hilâllemek olarak tanımlanmaktadır. Rasûlullah (s.a.s.): "Müşriklere muhâlefet edin, bıyıkları kısaltın, sakalı uzatın." (Müslim, Tahâre, 56; Ebû Davud, Tahâre, 29; Tirmîzî, Edeb, 14; Nesâi, Zinet, 1, 56) buyurarak mü'minler için sakalın gerekçe ve önemini belirtmiş olmaktadır. Dolayısıyla mü'minler sakallarını sünnete göre uzatmak ve sakal bırakmak konusunda duyarlı olmak zorundadırlar.
11- Abdest Almaya Sağ Taraftan Başlamak
"Şüphesiz ki Allah'u Teâlâ, her şeye sağdan başlanmasını sever. Hattâ ayakkabılar giyilirken ve saçlar taranırken dahi." (Buhârî, Vudû', 31) buyuran Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bu uyarısına göre de abdeste sağdan başlamak sünnettir.
12-Tertibe Uymak
Abdest alırken, Mâide Sûresinde beyan buyurulan sıraya uymak ve bu sıraya göre abdest almak da sünnettir. Yani önce elleri ve akabinde yüzü yıkamak, ardından da başı meshetmek ve en son olarak da ayakları yıkamaktır. İmam Şâfiî (rh.a) bu sıraya uymanın farz olduğu kanaatindedir. Şâfiî'nin bu içtihadı ile âlimler abdestin farzının altı olduğunu tesbit etmişlerdir ki bunlar şöylece sıralanmaktadır: Niyet, ellerin yıkanması, yüzün yıkanması, başa meshedilmesi, ayakların yıkanması ve tertibe uymaktır.
13-Başın Tamamını Bir Defada Meshetmek
Abdest alan bir kimse, iki avucunu ve parmaklarını başının ön kısmından başlayarak arka kısmına kadar, başın tamamını kaplayacak bir şekilde arkaya doğru çekerek mesheder. Bu sünnettir. Başın tamamını devamlı olarak meshetmek ve özürsüz bir şekilde terk etmek günah olur.
Muvalât ise, organları ara vermeden birbiri ardında yıkamak demektir. Öyle ki ılıman bir havada ilk yıkanan organ, abdest tamamlanmadan kurumamalıdır.
ABDESTİN ÇEŞİTLERİ
1- Farz Olan Abdest
Namaz kılmak, Kur'ân-ı Kerim'e el sürmek ve tilâvet secdesi yapmak için abdest almak farzdır. Cünüp veya abdestsiz olan kimsenin Kur'ân-ı Kerim'i eline almasının helâl olamayacağı hususunda İslâm bilginleri arasında ittifak vardır.
2-Vâcip Olan Abdest
Kâbe-i Muazzama'yı tavaf* etmek için abdest almak vaciptir. Bir kimsenin Kâbe'yi abdestsiz tavaf etmesi vacibi terk ettiğinden dolayı sorumlu olmakla beraber yaptığı bu tavaf câiz ve geçerlidir. Ancak bu hususta Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır:
"Tavaf, namaz gibidir. Fakat tavaf sırasında konuşmak câizdir. Tavafta konuşan kimse hayırlı söz söylesin." (Tirmîzî, Hacc, 112; Nesâî, Menasik, 126) .
Farz olan tavaf abdestsiz olarak yapıldığı takdirde bir küçükbaş hayvan kurban etmek gerekir. Cünüb olan kimsenin ise böyle bir farz tavafı yapması hâlinde bir büyükbaş hayvan kurban etmesi lâzımdır. Ancak bu farz tavaf, abdest alınarak yeniden yapılırsa böyle bir kurbana gerek kalmaz. Fakat farz günler dışında tekrar yapılması hâlinde geciktirilmiş olduğundan dolayı kurban kesmek gerekmektedir .
Yapılması vacip olan vedâ tavafını abdestsiz olarak yapan kimse bir miktar sadaka vermelidir. Fakat vacip olan tavafı cünüb olarak yapanın bir küçükbaş hayvan kurban etmesi lâzımdır.
3- Mendup Olan Abdest
Uykudan önce veya uykudan kalktıktan sonra, cenâze yıkamak, cenâze taşımak, cenâzeyi yıkadıktan sonra, cinsel temastan önce, ezberden Kur'ân okumak, hadîs okumak, Cenâb-ı Allah'ı ta'zim veya tesbih etmek için veya kızgınlık sırasında kızgınlığını gidermek gayesiyle abdest almak ve sürekli abdestli olmak niyetiyle abdest almak menduptur.
ABDESTİN MEKRUHLARI
1- Abdest alırken gereğinden fazla suyu boş yere tüketmek.
2- Gereği yokken suyu âdetâ âzaları mesheder gibi çok az kullanmak.
3- Suyu abdest âzalarına hızlı çarpmak, etrafa su sıçratmak.
4- Abdest alırken gereksiz yere konuşmak.
5- İhtiyacı olmadığı halde abdest almak için başkasından yardım ve su dökmesini istemek.
6- Temiz olmayan pis ve kirli bir yerde abdest almak.
7- Abdestin sünnetlerini bilerek terk etmek.
ABDESSİZ YASAK OLAN HUSUSLAR
1- Namaz kılmak.
2- Kur'ân-ı Kerim'e el sürmek.
3- Tilâvet secdesi yapmak.
4- Cenâze namazı kılmak.
5- Kâbe'yi tavaf etmektir.
ABDESTİN ADABI
Edeb; nezâket, zarâfet, insanlara sözle ve davranışla yardımda bulunmak, gönüllerini okşamak demektir. Abdestin edepleri ise yapılması halinde sahibine sevap kazandıran hususlardır. Yapılmamaları halinde ise kişiye günah yazılmaz. Abdestin edepleri şunlardır:
1- Abdest alırken başkasından yardım istememek.
2- Abdest alırken suyun sıçramaması için dikkatli davranmak.
3- Kıbleye doğru yönelmek.
4- Gereksiz yere konuşmamak.
5- Niyet ederken dil ile niyet etmek.
6- Her uzvu iyice ovmak.
7- Abdest dualarını okumak.
8- Kullanılmış bir su ile abdest almamaya dikkat etmek.
9- Her uzvu yıkarken niyeti korumakla birlikte "Bismillâh" demek.
10- Kulağını meshederken serçe parmaklarının uçlarıyla kulak deliklerini meshetmek.
11- Burna ve ağıza suyu alırken sağ eli kullanmak.
12- Sol el ile sümkürmek.
13- Özür sahibi olmayan kimsenin namaz vaktinden önce abdest alması.
14- Abdest bittikten sonra kıbleye karşı ayakta kelime-i şehâdet getirmek ve dua yapmak, biraz su içmek.
15- Durgun veya akarak yer değiştiren sular ile birikinti hâlindeki sulara ve Kıble'ye karşı abdest bozulmaz.
Abdest Namazı
Abdest namazı abdest aldıktan sonra abdest âzaları henüz yaş iken iki rek'at nafile namaz kılmaktan ibarettir.
Abdesti Bozan Durumlar
1- İdrar veya dışkı yollarından yani ön ve arkadan herhangi bir şeyin çıkması. Mâide sûresi 6. âyetinde "...sizden birisi abdest bozmaktan geri dönmüşse..." ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'e "Hades nedir?" diye sorulduğunda; "Her iki yoldan çıkandır" cevabını vermeleri, ön ve arka yollardan birinden çıkan idrar, dışkı, yel, vedi, mezi, meni, kurt ve diğer hususların abdesti bozduğunu ifâde eder.
2- Aklın idrak gücünü gideren hususlar; uyumak, bayılmak, delirmek, sarhoş olmak vs.'dir. Ancak oturduğu yerde kıpırdamadan uyuyan kimsenin abdesti bozulmaz. (Müslim, Vudû', 2; Ahmed b. Hanbel, 1, 256).
3- Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin veya sarı su çıkması ve etrafına yayılması. Ağızdan akan kana bakılır, şâyet bu kan tükrük kadar veya tükrükten fazla ise abdesti bozulur.
4- Ağız dolusu kusmak. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) "Kusuntu abdesti bozar" (Tirmizî, Tahâre, 64) buyurmaktadır. Kusma ağız dolusu değilse abdest bozulmaz.
5- Cinsî münasebette bulunmak.
6- Tam olarak cinsî ilişki olmasa bile kadın ve erkeğin çıplak veya ince bir elbise ile vücutlarının veya tenâsül uzuvlarının birbirine değmesi.
7- Teyemmüm yapan kimsenin su bulması .
8- Namazda sesli olarak gülmek. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Sizden biriniz namazdayken kahkaha ile gülerse abdesti ve namazı birlikte iade etsin. " Kahkaha namazın dışında olursa abdesti bozmaz.
Bir kimse abdest alırken bazı organlarını yıkayıp yıkamadığı konusunda endişe ederse, şayet bu ilk defa karşılaştığı bir şüphe ise o organını yeniden yıkar, yok eğer sürekli şüpheye düşüp duruyorsa bu şüphesinin önemi yoktur. Abdestini tam almış sayılır. Abdestinin bozulup bozulmadığını tam hatırlayamayan kişi kesin olarak abdest aldığını hatırlıyorsa abdestli demektir. Çünkü kesin olarak bilinen bir husus şüphelerle yok olmaz.
Ayrıca namaz haricinde abdestinden şüpheye düşenin abdest almasının takvaya daha yakın olduğu; fakat namaz içinde bulunan kimsenin ise abdestinden şüpheye düşmesi hâlinde namazını bozup abdest alması gerekmediği âlimler tarafından ifâde edilmiştir.
Abdesti Bozmayan Durumlar
1- Kişinin ön veya arka yollarından başka vücudunun herhangi bir yerinden kan çıkıp, bir damla halinde kalması.
2- Kabuk bağlamış bir yaranın kan çıkmadan kabuğunun düşmesi.
3- Yaradan, burundan yahut kulaktan bir vücud kurdunun düşmesi.
4- Tenâsül uzvuna (cinsî organına) el sürmek.
5- Kadın vücudunun herhangi bir yerine dokunmak
6- Ağız dolusu olmayan kusuntu.
7- Ağızdan çıkan balgam.
8- Oturduğu yerde veya namazda uyumak .
9- Ağlamak.
ABDEST NASIL ALINIR?
Farz, sünnet ve edeplerini yukarıdaki maddelerde verdiğimiz abdesti tertip ve usûlüne göre ancak şöylece alabiliriz:
Abdeste başlarken şu dua yapılmalıdır:
"Bismillâhilazîm ve'l hamdülillâhi alâ dini'l İslâm" .
"Yüce Allah'ın ismini anarak başlarım. Beni İslâm dini ve akidesi üzere yarattığı için hamd ederim."
Abdest almaya niyetlendikten sonra, eûzü besmele çekilerek eller bileklere kadar yıkanır. Parmakta yüzük varsa, kımıldatılır. Altına suyun geçmesi sağlanır.
Uzuvların yıkanması sırasında bizden öncekilerden nakledilen şu duaları okumak abdestin edeplerindendir.
A- Mazmaza=Ağıza su verme sırasında: "Allâhümme einnî alâ tilâveti'l Kur'ân ve zikrike ve şükrike ve hüsn-i ibâdetike."
"Allah'ım, Kur'ân-ı Kerimi okumada, seni zikretme, sana şükretme ve sana güzel şekilde kulluk etmede yardımını istirham ederim."
B- İstinşak = Buruna su verme sırasında: "Allâhümme, erihnî râyihate'l Cenneti verzuknî min neîmihâ."
"Allah'ım, bana Cennetin kokusunu koklat. Cennet nimetlerinden beni rızıklandır."
C- Yüzü Yıkama Sırasında
"Allâhümme, beyyid vechî binûrike yevme tebyaddu vücûhun ve tesveddü vücûh."
"Allah'ım, bir kısım yüzlerin ağarıp nurlandığı, bir kısım yüzlerin ise karardığı gün, benim yüzümü nurlandır, ağart."
D- Sağ Eli Yıkama Sırasında
"Allâhümme, a'tınî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hisâben yesîrâ."
"Allah'ım, kitabımı -amel defterimi- sağ elime ver ve hesabımı kolaylaştır."
E- Sol Eli Dirseklere Kadar Yıkama Sırasında
"Allâhümme, lâ tu'tinî kitâbî bişimâlî velâ min verâi zahfi."
"Allah'ım, kitabımı -amel defterimi- sol elimden ve arkamdan verme."
Sonra sıra başı meshetmeye gelir.
Kaplama mesh için, eller ıslatılır, küçük parmakla üç parmak uc uca getirilir. Önden başlayarak başın üstü sıvazlanıp arka ve yan taraflarda böylece meshedilir.
F- Kulakları Yıkarken
"Allâhümmec'alnî minellezîne yestemîune'l-kavle feyettebiûne ahseneh."
"Allah'ım, beni hak sözü dinleyenlerden ve onun en güzeline uyanlardan eyle." denilir ve kulaklar yıkanır.
G- Boyuna Mesh Etme Sırasında
"Allâhümme a'tik unuki (veya rakabeti) mine'n-nâri."
"Allah'ım, boynumu Cehennem ateşinden azad buyur."
H- Ayakları Yıkama Sırasında
"Allâhümme, sebbit kademeyye ales'sırâtı yevme tezûlü Fhi'l-akdâm."
"Allah'ım, Sırat köprüsünde ayakların kaydığı günde ayaklarımı kaydırma, sabit eyle..."
Abdest alıp bittikten sonra Rasûlullah (s.a.s.)'e salavât getirilmeli ve şu dua okunmalıdır:
"Allâhümmec'alnî minettevvâbîne vec'alnî mine'l-mütetahhirîn."
"Allah'ım, beni, tevbe eden ve günahlarından temizlenen kullarından eyle. . ."




Abdest, Arapça’da “güzellik ve temizlik” mânasına gelen vudû’ (وضوء) kelimesiyle ifade edilir. Konuyla ilgili birçok hadiste zikredilen vudû’ Kur’ân-ı Kerîm’de geçmez. Kur’an’da temizlenme ve arınmayı genel olarak ifade eden kelimeler zekâ (زكى) ve tuhr (طهر) köklerinden türemiştir. İkinci kökten türemiş olan kelimeler bazı yerlerde maddî temizlik mânasına gelirse de her iki kökün müştakları daha çok mânevî bir arınmayı ifade eder. Bu dinî temizliği anlatmak için Türkçe’de kullanılan abdest kelimesi ise Farsça âb (su) ve dest (el) kelimelerinden oluşan ve “el suyu” mânasına gelen birleşik bir kelimedir. Fıkıhta, abdeste tahâret-i suğrâ (küçük temizlik), gusüle de tahâret-i kübrâ (büyük temizlik) denir. Abdest almayı gerektiren hallere hades-i asgar (küçük kirlilik), gusül yapmayı gerektiren hallere de hades-i ekber (büyük kirlilik) adı verilir.
İslâmiyet’ten önce, gerek Yahudilik ve Hıristiyanlık, gerekse eski Mısır, Mezopotamya, Yunan, Roma ve Uzakdoğu dinlerinde, genellikle âyine bağlı ve sembolik yönleri ağır basan abdest benzeri bazı temizlik çeşitleri görülmektedir. Daha çok din adamları tarafından belli gün, olay ve yortular münasebetiyle yapılan bu dinî temizliklerdeki ortak husus, dinlere göre yer yer farklı olmakla birlikte, insan vücudunun ya bütününün veya yalnız ellerin ve ayakların veya sadece ellerin ve ağzın, hatta yalnız parmakların yahut da âyinle ilgili bazı eşyanın temizlik ve takdis niyetiyle yıkanmasıdır. Abdest almak için su, su ile tuz veya başka bir karışım, ayrıca kutsal yağ veya kutsal ineğin idrarının (Hindistan’da) kullanıldığı da görülür.
Abdest konusunu ele alan bazı Batılı müellifler, İslâm’da gerek abdest gerekse temizlikle ilgili diğer hususların Hz. Peygamber tarafından yahudi, hıristiyan ve hatta putperest Arap kaynaklarından alındığını ve bu geleneklerin etkisi altında geliştiğini iddia etmektedirler (bk. İA, I, 25). Ancak bu iddialar, onların, İslâm’ın orijinal ve semavî bir din olmadığı, Hz. Peygamber tarafından sözü edilen kaynaklardan iktibas edilerek uydurulduğu tarzında öteden beri bilinen, ilmî olmaktan uzak art niyetli düşüncelerinin bir uzantısıdır. Bazı hadislerde de (Müsned, II, 98; Buhârî, “Büyûʿ”, 100) belirtildiği üzere, İslâmiyet esasen kendisinden önceki semavî dinlerde abdestin bulunduğunu doğruladığı gibi, bu hak dinlerdeki hükümler, Allah ve resulü tarafından neshedilmeyerek geçerliliklerini korudukları ölçüde, İslâm fıkhında şer‘î hükümlerin bir kaynağı sayılmıştır. Bu durum, İslâmiyet’in kendisini daha önceki semavî dinlerin doğrulayıcısı, mirasçısı ve Allah tarafından kemale erdirilmiş son şekli (bk. el-Mâide 5/3; es-Saff 61/6) olarak takdim etmesinin de tabii bir sonucudur. Hz. Peygamber’in bir defasında su isteyerek abdest uzuvlarını üçer defa yıkadıktan sonra, “İşte bu, benim ve benden önceki peygamberlerin abdestidir” dediği rivayet edilir (Müsned, II, 98; İbn Mâce, “Ṭahâret”, 47; Beyhakī, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 80). Bu hadis münasebetiyle, abdestin daha önceki semavî dinlerde yalnız peygamberlere mi mahsus olduğu, yoksa ümmetlerine de mi şâmil bulunduğu hususu müslüman âlimler arasında tartışma konusu olmuştur. Her ne şekilde olursa olsun, İslâmiyet, bu ilâhî dinlerin unutulan ve tahrif edilen birçok hükümleri gibi abdesti de kendine has orijinalitesi içinde, yeni bir şekil ve muhtevaya kavuşturarak teşrî kılmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm’de abdestle ilgili hükmü açıklayan, “Ey inananlar! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar kollarınızı yıkayın, başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın” (el-Mâide 5/6) meâlindeki âyet, Medine döneminde nâzil olmuştur. Namazın ise Mekke döneminde Mi‘rac gecesi farz kılındığı, Cebrâil’in Hz. Peygamber’e namaz ve abdesti öğreterek birlikte abdest alıp namaz kıldıkları ve söz konusu âyetin nüzûlünden önce asla abdestsiz namaz kılınmadığı, siyer âlimlerinin üzerinde ittifak ettikleri bir husustur. Abdestin ilgili âyetle farz kılındığı, daha önceleri ise namaz için abdest almanın mendub olduğu yolundaki münferit görüşler bir yana, bütün müslüman âlimler abdestin Cebrâil’in öğretmesiyle Mekke’de namazla birlikte farz kılındığını, zikredilen âyetin de mevcut bir hükmün ehemmiyetine binaen teyit ve takriri mahiyetinde olduğunu kabul ederler. Böylece abdest, üzerinde ihtilâf söz konusu olamayacak kesin ve müstakil bir nassa dayandırılmış olup, namaza bağlı tâli bir hüküm mülâhazasıyla zamanla önemsenmeyerek ihmal edilmesi ihtimali ortadan kaldırılmıştır. Bunun yanında, ilgili âyet nâzil oluncaya kadar Resûlullah’ın abdest almadan hiçbir iş yapmadığı ve hatta konuşmadığı rivayet edilmektedir (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, II, 1583). Âyet, abdestin her amel için değil, namaz için farz kılındığını açıklamakla aynı zamanda Resûlullah için de bir ruhsat getirmiş olmaktadır. Nitekim daha sonraları, abdestin yalnız namaz vb. ibadetler için gerekli olduğu çeşitli münasebetlerle Hz. Peygamber tarafından dile getirilmiştir.
Zâhirîler ile Şiîler, âyetin zâhirî mânasına dayanarak her namaz için ayrı abdest alınması gerektiğini ileri sürerler. Gerçi Hz. Peygamber ve Hulefâ-yi Râşidîn’in genellikle her namaz için ayrı abdest aldıkları bilinmektedir. Ancak, Mekke’nin fethi gününde Hz. Peygamber aynı abdestle birden fazla vaktin namazını kılmış ve Hz. Ömer’in, daha önce böyle yapmadığını söyleyerek durumu sorması üzerine, bunu bilerek yaptığını belirtmiştir. Yine sahâbeden birçoklarının aynı abdestle birkaç vaktin namazını kıldıkları sahih hadislerle rivayet edilmektedir. Gerek bu rivayetler, gerekse abdestle ilgili âyetin devamında teyemmümden bahsedilirken, hadesin tasrih edilmesi gibi delillere dayanan dört Sünnî mezhep âlimleri, âyette geçen “namaza kalktığınızda” ifadesini, “abdestsiz olduğunuz halde namaza kalktığınızda” şeklinde yorumlayarak her namaz için ayrı abdest almanın farz değil, sünnet olduğunu kabul etmişlerdir. Bazı müsteşriklerin iddia ettikleri gibi (bk. İA, I, 25), hiçbir İslâm âlimi bu âyeti tefsir ederken, kendi anlayışını desteklemek gayretiyle Kur’an metni arasına ilâveler yapmış değildir. Müfessirlerin âyetleri yorumlarken mânanın anlaşılması için birçok yerde böyle takdirî ifadeler kullanmaları tabiidir.
Namazdan başka, Kur’an’a dokunmak, Kâbe’yi tavaf etmek ve tilâvet secdesi yapmak gibi ibadet ve ameller için de abdest almak şarttır. Sünnî mezhepler bu konuda görüş birliği içindedirler. Kur’an’a dokunmak için abdestin farz olduğu hükmü Kur’an’a ve Sünnet’e dayanır (bk. el-Vâkıa 56/79; Beyhakī, es-Sünenü’l-kübrâ, I, 87-88; bu delillerin değerlendirilmesi için. Abdestin Kâbe tavafı için vâcip oluşu ise yalnızca sünnetten kaynaklanmaktadır (bk. Müsned, III, 414; Nesâî, “Menâsik”, 136; Tirmizî, “Ḥac”, 112). Bunun dışında, fıkıh kitaplarında zikredilen diğer bazı durumlarda abdest almak müstehabdır. Yatmadan önce, vakit namazları için ayrı ayrı, cünüp olan kimselerin yemek-içmek istediklerinde abdest almaları bu cümledendir.
Abdest temiz su ile alınır; bu suyun vasıfları fıkıh kitaplarında anlatılmıştır. Suyun bulunmaması halinde veya kullanma imkânı olmayan durumlarda teyemmüm edilir.
Abdestin farzları, âyette (el-Mâide 5/6) zikredildiği üzere şunlardır: Yüzü yıkamak, kolları dirseklere kadar yıkamak, başı meshetmek, ayakları topuklara kadar yıkamak. Sünnî dört mezhep bu şartlar üzerinde ittifak etmiştir. Ancak Şâfiîler bu şartlara, niyet ve tertibi de ilâve ederler. Hanbelîler tertibi ve uzuvların ara verilmeden ardarda yıkanmasını (muvâlât), Mâlikîler niyet ve uzuvların ardarda yıkanması yanında, uzuvların yıkanırken ovulmasını da (tedlîk) abdestin şartlarından sayarlar. Hanefîler’e göre, âyette zikredilen dört şart dışındaki bu ilâveler farz değil sünnettir. Bu şartlara riayet edilerek alınan bir abdestin sahih olabilmesi için, abdest uzuvlarında kuru yer bırakılmaması ve deri üzerinde suyun temasını engelleyecek bir şeyin bulunmaması gerekir. Abdestin şartları ve bu şartların mahiyetiyle ilgili diğer görüş ayrılıkları, konuya dair âyet ve hadislerin farklı yorum ve değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Burada zikredilmesi gereken bir husus da şudur: Sünnî dört mezhep ile Hâricîler ve Şîa mezheplerinden Zeydiyye’ye göre abdest alırken ayakları yıkamak farz olduğu halde, İmâmiyye (Ca‘feriyye) Şîası, ayakların yıkanmayıp çıplak olarak üzerlerine meshedilmesi gerektiği görüşündedir. Bu ihtilâf, abdestle ilgili âyette bulunan bir okuyuş (kıraat) farklılığından ileri gelmektedir. Abdest konusunda Hz. Peygamber ve ashabının tatbikatına aykırı olan İmâmiyye’nin bu görüşü diğer mezheplerce reddedilmiştir. Hz. Peygamber’in sünnetiyle sabit olan “mest üzerine meshetmek” ise Sünnî mezheplerce benimsenirken Hâricîler ve Şiîler tarafından kabul edilmemiştir.
Abdestin Hz. Peygamber’in uygulamasına dayanan bazı sünnetleri de vardır ki başlıcaları şunlardır: Abdeste besmele ile başlamak, önce elleri bileklere kadar yıkamak, ağıza ve buruna su vermek (mazmaza ve istinşak), önce sağ organları yıkamak veya meshetmek, organları üçer defa yıkamak, kulakları ve boynu meshetmek, misvak kullanmak. Niyet, tertip, organları ardarda yıkamak ve ovmak da Hanefîler’e göre sünnettir. Abdestten sonra iki rek‘at namaz kılınması da Hz. Peygamber tarafından tavsiye edilmiştir. Abdest alırken kıbleye dönmek, suyu israf etmemek, zaruret olmadıkça başkasından yardım istememek, gereksiz yere konuşmamak, ağıza ve buruna suyu sağ elle vererek burnu sol elle temizlemek gibi hususlar abdestin âdâbından olup bunların aksini yapmak mekruhtur.
Usul ve âdâbına uygun bir abdest şöyle alınır: Abdeste besmele ile başlanıp önce eller bileklere kadar üç defa yıkanır. İki elin parmak aralarının da iyice yıkanmasına dikkat edilir. Misvak veya fırça ile, bunlar yoksa sağ elin parmaklarıyla dişler temizlendikten sonra, ağız sağ avuca alınan su ile üç defa çalkalanır. Üç defa da yine sağ elle buruna su çekilir ve sol elle sümkürülür. Oruçlu olmayan kimse avucuna bol su alarak suyun ağız ve burnun her yerine ulaşmasını sağlar. Oruçlu olanın ise daha tedbirli davranarak suyun boğaza kaçmamasına dikkat etmesi gerekir. “Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya” diye niyet edilerek yüz üç defa yıkanır (eller yıkanırken de niyet edilebilir). Sakalı olan kimse parmaklarını alttan yukarı sakalın arasına geçirerek kıl diplerine suyun ulaşmasını sağlar. Sonra sağ kol dirsekler de dahil olmak üzere üç defa yıkanır. Ardından sol kol aynı şekilde yıkanır. Sağ el ıslatılarak başın üstü bir defa meshedilir. Bu şekilde başın dörtte birini meshetmek yeterli ise de iki elle tamamının meshedilmesi sünnettir. Eller yine ıslatılarak başparmakla kulağın dışı, şahadet parmağı veya serçe parmakla içi meshedildikten sonra her iki elin arkasıyla boyun meshedilir. Önce sağ, sonra sol ayak, parmak uçlarından başlayarak topuklar ve aşık kemikleri dahil olmak üzere bileklere kadar üçer defa yıkanır. Parmak aralarının yıkanmasına özel dikkat gösterilir. Abdestten sonra kelime-i şehâdeti okumak, kıbleye yönelerek abdest alınan sudan bir miktar içmek ve Kadr sûresini okumak abdestin âdâbındandır.
Abdesti bozan şeyler: İdrar ve dışkı yollarından herhangi bir şeyin çıkması. Bayılma, delirme, sarhoş olma ve uyuma gibi şuurun kontrolüne engel olan durumlar. Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin gibi şeylerin çıkarak akması ve yaranın etrafına yayılması (Şâfiî ve Ca‘ferîler’e göre bu durumda abdest bozulmaz). Ağız dolusu kusmak. Kadın ve erkeğin tenlerinin birbirine değmesi (Hanefîler’e göre bu durumda abdest bozulmaz. Ancak, kişilerin birbirlerine mahrem olup olmamaları, cinsî haz ve kasdın bulunup bulunmaması gibi hususlarda Hanefîler dışındaki mezhepler arasında görüş ayrılıkları vardır). Bunlardan başka, mezheplere göre farklılık gösteren diğer bazı hallerde de abdest bozulur.
Abdest, başlı başına bir maddî temizlik olması ve birçok tıbbî faydalar taşıması yanında, temelde bir mânevî temizlik ve arınma vasıtasıdır. Abdestin imanın yarısı olduğunu, abdest alırken yıkanan uzuvlardan günahların döküldüğünü, kıyamet gününde müslümanların abdestin eseriyle yüzleri, el ve ayakları parlak olduğu halde çağrılacaklarını ifade eden hadislerle, abdestin fazileti hakkındaki diğer birçok hadis bulunması, bu hususu açıkça ortaya koymaktadır. Abdestin, fıkıh ıstılahında, maddî kirliliği değil de mânevî kirliliği ifade eden hadesten temizlenme sayılması da onun bu özelliğini gösterir. Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in temizlik ve arınmayla ilgili emir ve tavsiyeleri yanında, İslâmiyet’te en önemli ibadet olan ve günün belli vakitlerinde eda edilen namazın bir ön şartı olarak farz kılınan abdest, bu yönüyle, müslümanların her zaman maddî ve mânevî temizlik içinde bulunmalarını düzenli biçimde sağlayan bir temel unsurdur. Vücudun dış tesirlere daha açık ve dolayısıyla kirlenme ihtimali daha çok olan yerlerinin sık sık yıkanmasının temizlik ve sağlık açısından temin edeceği faydalar, açıklanmaya lüzum göstermeyecek kadar çoktur. Bunların yanında abdestin insan sağlığı bakımından temin edeceği diğer maddî faydaların bazıları şöyle sıralanabilir:
Vücut doku ve hücrelerinin iyi beslenebilmesi için kan dolaşımını sağlayan damarların tabii esnekliklerinin korunmasında ve damar sertlikleri ile tıkanmalarının önlenmesinde abdestin rolü büyüktür. Vücutla farklı ısıdaki suyun deriye temas etmesiyle damarlar açılıp kapanarak esneklik kazanır. Damarlarda daralma ve tıkanmaya yol açan vücut dokularındaki birikmiş artık maddelerin daha çok el, ayak ve yüz bölgelerinde bulunduğu göz önüne alınırsa, abdest alırken, yıkanmak üzere bu organların seçilmesindeki hikmet daha iyi anlaşılır. Ağız, burun ve boynun iki yanının su ile teması da özellikle beyinde kan dolaşımının güçlenmesi bakımından çok faydalıdır. Bunun gibi vücudun temel korunma sistemi olan lenf dolaşımını sağlayan ve vücuda giren mikroplara karşı koyarak onlarla savaşan beyaz kan hücrelerini (lenfosit), dokuların en ücra köşelerine ulaştıran lenf damarlarının düzenli çalışmasında da abdestin büyük tesiri vardır. Abdestte el ve ayakların yıkanması, vücut merkezine uzak bölgelerdeki lenf damarlarının dolaşım hızını artırdığı gibi, lenf sisteminin en önemli bölgeleri olan yüz, boğaz ve burnun yıkanması da bu sisteme önemli bir masaj ve güç kaynağı olur. Diğer taraftan, insan vücudunda bütün hücrelerin çevresinde belli bir oranda bulunan ve vücut bütününde normal durumda hissedilmeyecek derecede denge arzeden statik bir elektrik vardır. Havada oluşan elektriklenme, özellikle zamanımızda yaygın olarak kullanılan plastikten yapılmış giyim eşyaları, taşıt araçları vb. şeyler vücudun dış yüzünde aşırı elektron artışına sebep olur. Bu durum, sinir sistemi üzerinde ciddi rahatsızlıklar doğuracağı gibi deri altındaki minik kasların yorulması ve esnekliklerini kaybetmesi sebebiyle yüzde ve diğer yerlerde kırışıklıklar ve sarkmalara da yol açar. Vücuttaki statik elektriğin fazlasını atmanın yollarından biri de su ile yıkanmak veya toprağa temas etmektir. Bu ise abdest ile teyemmümün vücudun elektrostatik dengesini korumadaki rol ve önemine işaret bakımından yeterlidir.
Elleri Yıkarken:
Okunuşu: "Bismillâhil-azîmi vel-hamdü lillâhi alâ dînil-İslâmi ve alâ tevfîk-ıl-îmâni ve alâ hidayetirraman. El-hamdü lillâhil-lezî ce’alelmâe tahûren ve ce’alel-islâme nûren."
Anlamı: “Azamet ve celâl sâhibi Allah’ın adıyla başlarım. Bizi İslâm dininde kılan, îman etmeye muvaffak buyuran ve hidâyete erdiren, Rahman Allah’a hamdederim. Suyu temizleyici, İslâm’ı da nur kılan Allah’a hamdolsun.”

Tüm Ağzını Yıkarken:
Okunuşu: "Allahümmes-kınî min havdi nebiyyike ke’sen lâ ezmeu ba’dehü ebeden."
Anlamı: “Ey Rabbim, bana peygamberinin havzından bir kâse içir, ondan sonra hiç susamayayım.”

GÜNDE 5 VAKİT NAMAZDA MÜSLÜMAN KAÇ KEZ NE OKUMAKTADIR?

 GÜNDE 5 VAKİT NAMAZDA MÜSLÜMAN KAÇ KEZ NE OKUMAKTADIR?

5 VAKİT NAMAZDA ZAMMI SURE OLARAK KEVSER,İHLAS,FELAK VE NAS SURELERİ OKUNACAĞI VARSAYILMIŞTIR
1-) GÜNDE 13 KEZ نَوَيْتُ اَنْ اُصَلِّىَ لِلّٰهِ تَعَالَى NİYET ETTİM ALLAH RIZASI İÇİN NAMAZ KILMAYA OKUNMAKTADIR
2-) GÜNDE 240 KEZ الله أكبر TEKBİR ALINIR ALLAHU EKBER(Allah büyüktür) OKUNMAKTADIR
GÜNDE 5 VAKİT NAMAZ KILAN MÜSLÜMAN GÜNDE 13 KERE SÜBHANEKE DUASI OKUMAKTADIR
3-) GÜNDE 13 KEZ سبحانيك الله وبحمديك SÜBHANEKELLAHÜMMEVEBİHAMDİK(Allahım sen eksik sıfatlardan uzaksın. Seni daima överim) OKUNMAKTADIR
4- ) GÜNDE 13 KEZ وَتَبَارَكَ اسْمُكَ VETEBAREKESMÜK(Senin adın mübarektir) OKUNMAKTADIR
5- ) GÜNDE 13 KEZ وَتَعَالَى جَدُّكَ VETEĞALACEDDÜK(Varlığın herşeyden üstündür) OKUNMAKTADIR
6-) GÜNDE 13 KEZ وَلاَ إِلَهَ غَيْرُكَ VELAİLAHEĞEYRUK(Senden başaka İlah yoktur) OKUNMAKTADIR
7-) GÜNDE 13 KEZ اَعُوذُ بِِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِمِEĞUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYDANİRRECİM(Şeytanın şerrinden Allaha sığınıyorum) OKUNMAKTADIR8- ) GÜNDE 40 KEZ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM(Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla) OKUNMAKTADIR
9- ) GÜNDE 40-KEZ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙELHAMDÜLİLLAHİRABBİLALEMİN(Hamd Alemlerin Rabbi Allahadır) OKUNMAKTADIR
10-) GÜNDE 40 KEZ اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙERRAHMANİRRAHİM( O Rahmandır Rahimdir OKUNMAKTADIR
11-) GÜNDE 40 KEZ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ MALİKİ YEVMİDDİN (O ceza gününün sahibidir)OKUNMAKTADIR
12-) GÜNDE 40 KEZ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜİYYAKENAĞBUDUVEİYYA KENESTEĞİN( Yalnızca sana kullak eder yalnızca senden yardım isteriz OKUNMAKTADIR
13-) GÜNDE 40 KEZ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ İHDİNASSIRADELMÜSTEGİM(Bizi doğru yola ilet) OKUNMAKTADIR
14-) GÜNDE 40 KEZ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ
SIRADELLEZİNEENĞAMTEALEYHİMĞAYRİLMAĞZUBİ ALEYHİMVELEZZALİN(Bizi gazaba uğrayanların değil doğru yola ilet)OKUNMAKTADIR
15-) GÜNDE 11 KEZ اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَۜ İNNAEĞDEYNAKELKEVSER(Şüphesizbiz sana kevseri verdik OKUNMAKTADIR
16-) GÜNDE 11 KEZ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْۜFESALLİLİRABBİK VENHAR(O hâlde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.) OKUNMAKTADIR
17-) GÜNDE 11 KEZ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ İnne şâni-eke huve-l-ebter(u)(Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.)OKUNMAKTADIR
18-) GÜNDE 11 KEZ قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ Kul huva(A)llâhu ehad(un) (De ki: O Allah bir tektir.) OKUNMAKTADIR
19-) GÜNDE 11 KEZ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ (A)llâhu-ssamed(u) (Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.)OKUNMAKTADIR
20-) GÜNDE 11 KEZ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ Lem yelid velem yûled(u) (O doğurmamış ve doğmamıştır.) OKUNMAKTADIR
21-) GÜNDE 11 KEZ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ Velem yekun lehu kufuven ehad(un) ( OKUNMAKTADIR
Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.)OKUNMAKTADIR
22-) GÜNDE 6 KEZ قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ Kul e’ûżu birabbi-lfelak(i) (De ki: Felek'ın¹ Rabb'ine sığınırım.)
OKUNMAKTADIR
23-) GÜNDE 6 KEZ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ Min şerri mâ ḣalak(e) (Yarattığı şeylerin şerrinden,)
DENMEKTEDİR
24-) GÜNDE 6 KEZ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ Vemin şerri ġâsikin iżâ vekab(e)(Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,)
OKUNMAKTADIR
25-) GÜNDE 6 KEZ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ Vemin şerri-nneffâśâti fî-l’ukad(i) (Ve düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden) OKUNMAKTADIR
26-) GÜNDE 6 KEZ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ Vemin şerri hâsidin iżâ hased(e) (Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden.)OKUNMAKTADIR
27-) GÜNDE 5 KEZ قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ Kul e’ûżu birabbi-nnâs(i) (De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,)
OKUNMAKTADIR
28-) GÜNDE 5 KEZ مَلِكِ النَّاسِۙ Meliki-nnâs(i) (İnsanların hükümdârına,) DENMEKTEDİR
29-) GÜNDE 5 KEZ اِلٰهِ النَّاسِۙ İlâhi-nnâs(i) (İnsanların ilâhına,) DENMEKTEDİR
30-) GÜNDE 5 KEZ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ Min şerri-lvesvâsi-lḣannâs(i) (O sinsi vesvesecinin şerrinden.)
DENMEKTEDİR
31-) GÜNDE 5 KEZ اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِۙ Elleżî yuvesvisu fî sudûri-nnâs(i)(O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.)OKUNMAKTADIR
32-) GÜNDE 5 KEZ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ Mine-lcinneti ve-nnâs(i) (Gerek cinlerden, gerek insanlardan) OKUNMAKTADIR
5 VAKİT NAMAZ KILAN MÜSLÜMAN RUKUYA GİTTİĞİNDE GÜNDE 120 KEZ SÜBHANE RABBİYEL AZİM OKUMAKTADIR
33-) GÜNDE 120 KEZ سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَظِيمِ "Sübhâne rabbiyel azîm ( Büyük Rabbim (her çeşit kusurdan) münezzehdir.") OKUNMAKTADIR
5 VAKİT NAMAZ KILAN MÜSLÜMAN SECDEYE GİTTİĞİNDE GÜNDE 240 KEZ SÜBHANERABBİYEL ALA OKUR
34-) GÜNDE 240 KEZ سُبْحَانَ رَبِّىَ ا‘عْلَى"Sübhâne Rabbiye'l a'lâ ( Ulu Rabbim (her çeşit kusurdan) münezzehdir.")
OKUNMAKTADIR
GÜNDE 5 VAKİT NAMAZ KILAN MÜSLÜMAN RUKUDAN KALKARKEN SEMİALLAHU LİMENHAMİDEH
35-) GÜNDE 40 KEZ سَمِعَ اللّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ semi allahu limen hamideh (Allah, kendisine hamd edenleri işitir. ) OKUNMAKTADIR
GÜNDE 5 VAKİT NAMAZ KILAN MÜSLÜMAN RUKUDAN KALKTIKTAN SONRA RABBENA LEKEL HAMD DUASINI OKUR
36-) GÜNDE 40 KEZ رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ Rabbena ve lekel hamd ("Rabbimiz, hamd sanadır.) OKUNMAKTADIR
37-)5 VAKİT NAMAZ KILAN MÜSLÜMAN GÜNDE 21 KEZ ETTTEHİYYATÜ DUASI OKUMAKTADIR
GÜNDE 21 KEZ لتَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ Ettehiyyâtu lillâhi ve’s-salevâtu ve’t-tayyibâtu(“Selam, rahmet ve bütün güzellikler, her türlü dil, beden ve mal ile yapılan ibadet Allah’a mahsustur) OKUNMAKTADIR
38-) GÜNDE 21 KEZ السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ esselâmu ‘aleyke eyyuhe’n-nebiyyu ve rahmetullâhi ve berakâtuhû( Ey Peygamber! Allah’ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun.) OKUNMAKTADIR
39-) GÜNDE 21 KEZ
لسَّلامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ
esselâmu ‘aleynâ ve ‘alâ ‘ıbâdillâhi’s-salihîn.(Selâm bizlere ve Allah’ın sâlih
kullarına olsun.) OKUNMAKTADIR
40-) GÜNDE 21 KEZ KELİME-İ ŞEHADET GETİRİLMEKTEDİR
أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّ Eşhedu en lâ ilâhe illallâh ( Ben şahadet ederim (kesinlikle bilirim) ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur) OKUNMAKTADIR
41-) GÜNDE 21 KEZ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ ve eşhedu enne Muhammeden ‘abduhû ve rasûluh.(Ve şahadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allah’ın kulu ve Resûlüdür.”) OKUNMAKTADIR
42-) 5 VAKİT NAMAZ KILAN MÜSLÜMAN GÜNDE 21 KEZ ALLAHÜMME SALLİ DUASINI OKUMAKTADIR
GÜNDE 21 KEZ أَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ Allâhümme salli ‘alâ Muhammedin (Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ümmetine rahmet eyle şerefini yücelt.) OKUNMAKTADIR
43-) GÜNDE 21 KEZ كَمَا صَلَّيْتَ عَلٰى اِبْرَاهِيمَ وَعَلٰى اٰلِ اِبْرَاهِيمَ Kemâ salleyte ‘alâ İbrahîme ve ‘alâ âli İbrahîm.( İbrahim’e ve İbrahim’in ümmetine rahmet ettiğin gibi)
44-) GÜNDE 21 KEZ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ İnneke hamîdün mecîd.(Şüphe OKUNMAKTADIR
siz övülmeye lâyık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.) OKUNMAKTADIR
45-) GÜNDE 21 KEZ أَللّٰهُمَّ بَارِكْ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ Allâhümme bârik ‘alâ Muhammedin ve ‘alâ âli Muhammed
( Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ümmetine hayır ve bereket ver)
46-) GÜNDE 21 KEZ كَمَا بَارَكْتَ عَلٰى اِبْرَاهِيمَ وَعَلٰى اٰلِ اِبْرَاهِيمَ Kemâ bârakte ‘alâ İbrahîme ve ‘alâ âli İbrahim.(İbrahim’e ve İbrahim’in ümmetine verdiğin gibi.) OKUNMAKTADIR
47-) GÜNDE 21 KEZ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ İnneke hamidün mecîd.( şan ve şeref sahibi de sensin.) OKUNMAKTADIR
48-) GÜNDE 13 KEZ ALLAHIM BİZE DÜNYADA VE AHİRETTE İYİLİK VE GÜZELLİKLER İHSAN EYLE DİYE DUA EDİLMEKTEDİR
رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى الْٰاخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve fi’lâhirati haseneten. Ve kınâ ‘azâbe’n-nâr( “Allah’ım! Bize dünyada iyilik, güzellik ve nimet ver, ahirette de iyilik, güzellik ve nimet ver. Bizi ateş azabından koru.) OKUNMAKTADI
49-) GÜNDE 13 KEZ ANA BABAYA VE TÜM MÜMİNLERE DUA EDİLMEKTEDİR
رَبَّنَا اغْفِرْلِى وَلِوَالِدَىَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
Rabbena’ğfirlî ve li vâlideyye ve lil mu’minîne yevme yekûmu’l-hisâb.(Rabbimiz! Beni, anamı, babamı ve bütün mü’minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.) OKUNMAKTADIR
50-) GÜNDE 26 KEZ السلام عليكم ورحمة الله Esselamualeykümverahmetullah(Allah'ın, selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun) DİYEREK MELEKLERE VE MÜMİNLERE SELAM VERİLMEKTEDİR
51-) GÜNDE 5 KEZ اَللَّهُمَّ أَنْتَ السَّـلاَمُ، وَمِنْكَ السَّـلاَمُ تَبَارَكْتَ يَاذَا الْجَـلاَلِ وَالإِكْرَامِ Allahümme entesselâmü ve minkesselâm tebarekte ya zelcelâli vel-ikram (Allah'ım, Sen Selâmsın. Her türlü selâmet ve esenlik Sendendir. ve Sen ey keramet ve azamet sahibi Allah'ım, Yücelerden yücesin) OKUNMAKTADIR
52-) GÜNDE 5 KEZ سُبْحاَنَ اللهِ وَ الْحَمْدُ لِلهِ وَ لَا اِلَاهَ اِلاَّ اللهُ وَللهُ اَكْبَرْ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمْ “Sübhânellâhi vel hamdü lillêhi ve lê ilâhe illallâhu vellâhu ekber, ve lê havle ve lê kuvvete illê billêhil aliyyil azîm”(Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim. Hamd Allah'adır. Allah’tan başka hak ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet, ancak yüce ve büyük olan Allah’a âittir.)
53-) GÜNDE 5 KEZ اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُح۪يطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ٓ اِلَّا بِمَا شَٓاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ وَلَا يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ (A)llâhu lâ ilâhe illâ huve-lhayyu-lkayyûm(u)(c) lâ te/ḣużuhu sinetun velâ nevm(un)(c) lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fi-l-ard(i)(k) men że-lleżî yeşfe’u ‘indehu illâ bi-iżnih(i)(c) ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum(s) velâ yuhîtûne bişey-in min ‘ilmihi illâ bimâ şâ(e)(c) vesi’a kursiyyuhu-ssemâvâti vel-ard(a)(s) velâ yeûduhu hifzuhumâ vehuve-l’aliyyu-l’azîm(u) ( Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.) OKUNMAKTADIR
54-) GÜNDE 165 KEZ سبحان الله Sübhanallah (Allah noksanlardan münezzehtir) OKUNMAKTADIR
55-) GÜNDE 165 KEZ الحَمْد لله “(Hamd Allah’a mahsustur; Allah’a hamdolsun, şükürler olsun” demektir).
56-) GÜNDE 165 KEZ الله أكبر ALLAHU EKBER(Allah büyüktür) OKUNMAKTADIR
57-) GÜNDE 5 KEZ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرِ Lâ ilâhe illâllahu vahdehu lâ şerîke leh lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr(Allah’tan başka hak ilah yoktur. O birdir ve ortağı yoktur. Mülk O’nundur ve Hamd da O’nadır. O, her şeye gücü yetendir) OKUNMAKTADIR
58-) GÜNDE 5 KEZ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil’âlemîn(e) ((Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. OKUNMAKTADIR
59-) GÜNDE 5 KEZ ELLER AÇILIR VE DUA EDİLİR
"EI-hamdu lillahi rabbil-alemin, ve'l-akıbetu lilmut-tekin va's-salatu va's-selamu ala seyyidina Muhammed
“Bütün Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Sonuç, Allah’tan korkanlarındır. Salât ve selam. Peygamberimiz Muhammed Mustafa Efendimiz’in üzerine olsun, Onun ailesinin ve ashabının üzerine de olsun.”
60-) GÜNDE 5 KEZ ELLER AÇILIR VE DUA EDİLİR
Alluhumme rabbena ya rabbena tekabbel minna salatena (oruçlu ise ve sıyamena) ve kıyamena ve kıraetena ve ruküene ve sucüdena ve kuüdene ve teşehhüdena ve tesbihena ve tehlilena ve tedarruana ve temmim taksiratina vela tadrib biha vucühene ya mevlana.
(Allahım, rabbimiz, namazımızı, ayakta duruşumuzu, eğil işimizi, secdeye varışımızı, oturuşumuzu, teşehhüdümüzü, tesbih ve tehlillerimizi, yalvarışlarımızı kabul eyle.)
61-) GÜNDE 5 KEZ ELLER AÇILIR VE DUA EDİLİR
Allahumme sellimna ve sellim dinena vela teslub vekte'n-naz'i imamena vela tusallit aleyna men la yerhamuna verzukna hayreyiddünya ve'l-ahireh. İnneke ala kulli şey'in kadir. Ya muhavile'l-havli ve'l-ahval havvil halena ila ahsenil hal. Allahumme inneki afuvvun tuhibbul-afve fa'fu anni, ya hafiyel-eltaf neccina mimma nehaf.
(Allahım, bizi dinimizi koru, ölüm anında imanımızı soyma, bize acımayanlara bize musallat eyleme, bize dünyanın ve ahiretin iyiliğini ver. Doğrusu sen her şeye kadirsin. Ey halleri çeviren, halimizi en güzel hale çevir. Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle. Ey lütufları gizli olan tanrımız, bizi korktuklarımızdan kurtar.)
62-) GÜNDE 5 KEZ ELLER AÇILIR VE DUA EDİLİR
Allahumme'rzukna fıkhan fiddin ve ziyadeten fil ilmi ve kifayeten firrızkı ve sihhaten filbedeni ve tevbeten kablelmevti ve raheten indelmevti ve mağfireten ba'de'l-mevti ve duhulen fil-cenneti ve afiyeten fi'dun ya ve'l-ahireh.
(Allah'ım, bize dinde bilgi, çok ilim, yetecek kadar rızık, bedende sağlık, ölmezden önce tevbe, ölürken rahatlık, öldükten sonra cennete girme, dünyada ve ahirette afiyet ihsan eyle.)
63-) GÜNDE 5 KEZ ELLER AÇILIR VE DUA EDİLİR
Allahumme rabbena atina fid-dunya heseneten ve fil ahireti haseneten ve kına azabennar. Allahumme rabbenağfir li ve livalideyye ve lilmu'minine yevme yekumu'l-hisab.
(Allah'ım hesap gününde beni, anamı babamı ve bütün müminleri koru. Onların koştukları sıfatlardan münezzeh olan Rabbin yücedir. Selam peygamberlere, hamd alemlerin rabbine.)
64-) GÜNDE 5 KEZ ELLER AÇILIR VE DUA EDİLİR
Subhane rabbike rabbi'l-izzeti amma yesıfune ve selamun alel mursaline ve'l hamdu lillahi rabbi'l âlemin."
(Hamd âlemlerin rabbına, sonuç Allah'tan korkanlara, salât ve selam Efendimiz Muhammed'e ve O'nun evladına ve ashabına olsun.

19 Temmuz 2024 Cuma

15-) TERAVİH NAMAZI

TERAVİH NAMAZI
Teravih namazı yirmi rekâttır. Erkekler ve kadınlar için sünnet-i müekkededir. Ramazan ayında kılınır. Oruç tutamayan kimselerin de teravih namazını kılmaları sünnettir.
Teravih namazının camide cemaatle kılınması sünnettir ve sevabı çoktur. Evde tek başına veya cemaatle de kılınabilir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Faziletine inanarak ve mükâfatını umarak Allah rızası için ramazan gecelerini ibadetle geçiren (teravih namazını kılan) kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, İman, 27) Teravih namazı, yatsı namazından sonra kılınır. Yatsıdan önce kılınması caiz değildir. Vitir namazı ramazan ayında teravihten sonra kılınır. Teravihten önce de kılınabilir. Teravih namazı her iki rekâtın sonunda selam verilerek kılınır. Dört rekâtta bir selam verilerek de kılınır. Vaktinde kılınmayan teravih namazı sonradan kaza edilemez. Teravih namazının tamamı tek namaz hükmünde olduğundan bu namaz için baştan bir niyet yeterli ise de, aralarda verilen selamdan sonra namazdan çıkılmış olduğundan, yeniden namaza başlarken tekrar niyet edilmesi ihtiyata daha uygundur.
Teravih namazı (camide cemaatle) nasıl kılınır?
İlk önce yatsı namazının sünneti kılınır ardından cemaatle yatsı namazının farzı kılınır. Farzın ardından yatsı namazının son 2 rekat sünneti kılınır.
Bundan sonra müezzin kayyım teravih namazı için nida da bulunur.
Böylece imam hatiple birlikte teravih namazına niyet edilerek başlanır.
Diyanet İşleri Başkanlığı teravih namazlarının 2'şer rekat olarak kılınmasını tavsiye etmişse de 4'er rekat olarak da kılınmaktadır.
1. Rekat
Teravih namazına niyet ettikten sonra tekbir alınır ve eller bağlanır. Sırasıyla imam hatip ve cemaat "Sübhaneke duası" okur, sadece imam hatip "Euzü besmele" çeker ve "Fatiha suresi" ile birlikte "Zammı sure veya zammı sure yerine geçecek miktarda Kur'an-ı Kerim" okur. Rüku ve secde yapılır.
2. Rekat
İmam hatip "Besmele, fatiha ve zammı sure" okur rüku ve secde yapılır ardından tahiyyata oturulur. İki rekat şeklinde kılınacaksa imam ve cemaat "Tahiyyat duası, salli-barik dualarıyla rabbena duaları" okur ve selam verlir. Eğer 4'er rekat olarak klınacaksa ilk tahiyyata oturulduğunda imam ve cemaat "Tahiyyat duası ve salli, barik duaları"nı okur sonra üçüncü rekata kalkılır.
3. Rekat
İmam hatip ve cemaat "Sübhaneke" sadece imam hatip "euzü besmele, fatiha ve zammı sure" okunur, rüku secdenin ardından dördüncü rekata kalkılır.
4. Rekat
Sadece imam hatip "Besmele, fatiha ve zammı sure" okur, rüku secde yapılır ve oturulur. Bu oturuşta imam hatip ve cemaat "Tahiyyat duası, salli barik ve rabbena duaları"nı okuyarak sağ ve sol tarafa selam verilir. Teravih namazı toplam kaç rekat kılınacaksa rekatlarda sıralama bu şekilde devam eder. Teravih namazının ardından vitir namazı cematle kılınır.
Cemaatle vitir namazı nasıl kılınır?
1. Rekat
Önce niyet edilir adından tekbir alınır ve imam hatip ve cemaat "Sübhaneke" sadece iamam hatip "Euzü besmele, fatiha ve zammı sure" okur rüku ve secdeye gidilir.
2. Rekat
Sadece iamam hatip "Besmele, fatiha ve zammı sure" okuyarak rüku secdenin ardından oturulur ve imam ve cemaat sadece "Tahiyyat duası"nı okur. Üçüncü rekata kalkılır.
3. Rekat
Sadece iamam hatip "Besmele, fatiha ve zammı sure"ni okunduktan sonra "eller kulak hizasında tekbir alınır." Bu tekbirden sonra imam ve cemaat kunut dualarını sessiz okur. Ardından rüku secde yapılarak son oturuş yapılır. İmam hatip ve cemaat "Tahiyyat duası, salli barik ve rabbena duaları" nıokunduktan sonra sağ ve sol tarafa selam verilerek vitir namazı tamamlanır.
Not: İmam hatibin açıktan okuduğu yerlerde cemaat okumaz ve dinler.
Teravih namazının hükmü ve mahiyeti nedir?
Sözlükte rahatlatmak, dinlendirmek anlamlarına gelen tervîha kelimesinin çoğulu olan teravih, dinî bir terim olarak, ramazan ayında, yatsı namazı ile vitir namazı arasında kılınan nafile namaz demektir.
Resûl-i Ekrem (s.a.s.) ashabıyla beraber cemaat hâlinde bu namazı kılmış, onların iştiyakını görünce farz olur endişesiyle cemaatle kılmayı terk ederek yalnız kılmaya devam etmiştir (Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 177-178). Yine Hz. Peygamber, “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ramazan namazını (Teravih) kılarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Salâtü’t-Teravih, 1; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 173) buyurarak teravih namazına teşvik etmiştir. Bu bakımdan teravih namazı, erkek ve kadınlar için sünnet-i müekkededir.
Teravih namazını dört rekâtta bir selam vererek kılmak caiz ise de, iki rekâtta bir selam vererek kılmak daha faziletlidir. Bu namazın her dört rekâtının sonunda bir miktar oturup dinlenmek müstehaptır. Bu dinlenmelerde tehlîl (lâ ilâhe illallah demek) ve salavât ile meşgul olunması uygundur.
Teravih namazının vakti ne zamandır? Yatsı namazını kılmadan önce teravih kılınsa geçerli olur mu?
Teravih ve vitir namazının vakti, yatsı namazının vaktidir. Ancak hem teravih hem de vitir namazı, yatsı namazının farzından sonra kılınır. Bu itibarla yatsı namazının farzından önce kılınan teravih ve vitir namazlarının iade edilmesi gerekir. Eğer vakit çıkmış ise; teravih’in kazası gerekmez, vitrin kazası gerekir (İbnü’l- Hümâm, Feth, I, 487; Kâsânî, Bedâî’, I, 290).
Teravih namazı tek niyetle kılınabilir mi?
Teravih namazına başlarken niyet ettikten sonra her selam verişte yeniden niyet etmenin şart olup olmadığı konusunda Hanefî âlimleri farklı görüşlere sahiptir. Tercih edilen görüşe göre teravih namazı bir bütün olduğundan her iki veya dört rekâtta selam verdikten sonra yeniden niyet etme zorunluluğu bulunmamaktadır. (İbn Nüceym, el-Bahr, I, 294; el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 130).
Teravih namazını cemaatle kılmanın hükmü nedir?
Nafile namazların tek başına kılınması daha faziletli olduğu hâlde, teravih namazının cemaatle kılınması Hz. Peygamber'in (s.a.s.) uygulamasıyla sabittir. Nitekim Hz. Peygamber teravih namazını birkaç defa cemaate kıldırmış, ancak daha sonra farz olur düşüncesiyle cemaate kıldırmaktan vazgeçmiştir (Buhârî, Salâtü’t-Teravih, 1; Müslim, Salâtü’-Müsâfirîn, 177).
Hz. Ömer halife olunca, halkın dağınık bir şekilde teravih namazı kıldıklarını görüp, tekrar cemaatle kılınmasının daha uygun olacağını düşünmüş ve sahabeyle istişare ederek bu namazın yeniden cemaatle kılınmasını başlatmıştır. Halkın vecd içinde bu namazı kıldıklarını görünce, “Ne güzel bir âdet oldu” diyerek memnuniyetini belirtmiştir (Buhârî, Salâtü’t-Teravih, 1). Hz. Ali de, bu uygulama sebebiyle “Ömer mescitlerimizi teravihin feyziyle nurlandırdığı gibi, Allah da Ömer’in kabrini öyle nurlandırsın.” (Müttakî, Kenzü’l-ummâl, XII, 576) diye dua etmiştir.
Kadınlar teravih namazını camide kılabilirler mi?
Hz. Peygamber (s.a.s.), kadınların mescide gelebileceklerini, ancak evdeki ibadetlerinin daha üstün olduğunu çeşitli vesilelerle dile getirmiş ve şöyle buyurmuştur: “Kadınların mescidlere gitmesine engel olmayın. Fakat evleri onlar için daha hayırlıdır.” (Ebû Dâvud, Salât, 53; Hâkim, el-Müstedrek, I, 327)
Hz. Peygamber'in, kadınların mescide gitmelerine izin verdiği, hatta Ramazan ve Kurban bayramları gibi toplumun beraberce kutladığı sevinçli günlerde onların da bayram sevincini yaşamaları için Bayram namazına gelmelerini teşvik ettiği bilinmektedir (Buhârî, Îdeyn 15, 21; Müslim, Salâtü’l-îdeyn, 1-3, 10-12). Bununla birlikte Allah Resulü (s.a.s.) camiye gelecek kadınlara birtakım tavsiyelerde bulunmuş; dikkat çekecek şekilde giyinmelerini (Müslim, Libas, 125) ve koku sürünmelerini yasaklamıştır (Müslim, Salât, 141-142).
Buna göre kadınların namazlarını evlerinde kılmaları daha faziletli ise de farz namazları ve teravih namazını gerekli hassasiyeti göstermeleri kaydıyla camide cemaatle kılmalarında da bir sakınca yoktur. (Zeylaî, Tebyîn, I, 139, 168; İbn Nüceym, el-Bahr, I, 380)





15 Temmuz 2024 Pazartesi

ŞÜKÜR NAMAZI

ŞÜKÜR NAMAZI NASIL KILINIR
Şükür namazı nedir? Şükür namazı nasıl kılınır? Şükür namazı, nafile bir namazdır. Bu namaz bir felaketten, bir belâ ve musibetten kurtulunca yada güzel bir haber duyunca Allah’a olan şükrümüzü ifade etmek için kılınabilir. Peygamberimizin (s.a.v.) de bazı zamanlar bu şekilde namaz kıldığı bildirilmektedir. Ayrıca abdest alınınca ve kurban kesildikten sonra da şükür namazı kılınır.
ŞÜKÜR NAMAZININ KILINIŞI
Bir nimete kavuşan veya sıkıntıdan kurtulan kişi abdest aldıktan sonra
“Niyet ettim Allah rızası için iki rekat şükür namazı kılmaya” diye niyet ettikten sonra iki veya dört rekat namaz kılar ve secdede Allah’a şükreder ve edebildiği kadar dua eder.
Şükür Namazı ile İlgili Hadis-i Şerif:
Efendimiz, sevindiğinde veya sevindirici bir haber aldığında, Allâh’ın bu ihsânına şükretmek için secdeye kapanır ve namaz kılardı. (İbniMâce, Salât, 192)
Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle anlatmaktadır:
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz, bir ihtiyacının görüldüğü husûsunda müjdelenmişti, bunun üzerine hemen secdeye kapandı. (İbn-i Mâce, Salât, 192)
ŞÜKÜR SECDESİ NASIL YAPILIR
Şükür secdesi aynen tilâvet secdesi gibidir. Abdestli bir şekilde şükür secdesine niyet edilir, eller kaldırılmadan “Allâhü Ekber” diyerek tekbir alınır, secdeye varılır, mümkün olduğu kadar uzun secde yapılır, sonra da kalkılır.
Şükür Namazı Kaç Rekattır: Şükür Namazı 2 rekat olarak kılınır.
Şükür Namazı Ne Zaman Kılınır: Namaz kılmanın mekruh olduğu kerahat vakitler haricinde her zaman kılınabilir.
2 Rekatlık Şükür Namazı Nasıl Kılınır?
1. Rekat“Niyet ettim Allah rızası için Şükür namazı kılmaya” diye niyet ederiz.
“Allahu Ekber” diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız.
Subhaneke’yi okuruz.
Euzü-besmele çekeriz.
Fatiha okuruz.
Kur’an’dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okuruz.
Rükuya gideriz.
Secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.
2. RekatAyağa kalkarak kıyama dururuz.
Besmele çekeriz.
Fatiha okuruz.
Kur’an’dan en az, kısa üç ayet veya üç ayet miktarı uzun bir âyet okuruz.
Rükuya gideriz.
Secdeye gideriz. Doğruluruz, tekrar secdeye gideriz.
Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz.
“Es selâmu aleyküm ve rahmet’ullah” diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız.

17-) NAMAZI BOZAN ŞEYLER

NAMAZI BOZAN ŞEYLER
Namazı bozan belli başlı hususlar şunlardır:
1. Namazda konuşmak. İster yanılarak olsun, ister unutarak, isterse uyuklayarak, az veya çok her türlü konuşma namazı bozar.
2. Namazda bir şey yeyip içmek. Namazda iken, ağza hariçten susam tanesi kadar küçük bir şey bile alınıp yutulsa namaz bozulur. Dişler arasında kalmış nohut büyüklüğündeki bir yemek artığını yutmak da namazı bozar. Ayrıca (sakız gibi) ağza bir şey alıp yutmadan gevelemek ve çiğnemek de namazı bozucu bir hâldir. Namazdan önce yenen tatlının tadının boğazda hissedilmesinde ise bir beis yoktur.
3. Kendi işiteceği kadar gülmek. Yanındakiler işitecek kadar gülmek, namazla birlikte abdesti de bozar. Tebessümün ise, ne namaza ne de abdeste bir zararı yoktur.
4. Kıbleden göğsünü çevirmek.
5. Namazda iken selâm vermek ve selâm almak. İsterse yanılarak yapılmış olsun.
6. Namazda iken, dıştan bakana kesinlikle namazda olmadığı intibaını verecek şekilde bir işle meşgul olmak. Meselâ, tarakla saçını taramak gibi. Buna fıkıhta amel-i kesîr denir ki, mânası çok iş, namaza mâni olan iş demektir. Dıştan bakınca namaz kılıp kılmadığında şüphe uyandıran, insana kesin bir kanaat vermiyen hareketler ise, namazı bozmaz. Bu hareketlere de amel-i kalîl, yani az iş, namaza mâni olmayan iş denir.
7. Dünyaya ait bir işi hatırlayarak sesli ağlamak veya ağrı veya sızıdan dolayı ve bezginlikle, ah of deyip inlemek. Ağlamak, cennet ve cehennemi hatırlamak sebebiyle meydana gelmişse, huşûdan ileri geldiği için namazı bozmaz. Hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur:
"Cenâb-ı Hakk'a, ağlıyarak itâat eden, gülerek cennete dahil olur ve gülerek günah işleyen, ağlayarak cehenneme girer."(Feyzü'l-kadir, 6/48, Hadis No: 8382; Haşiyetü't-Tahavi, Şerhu Nuru'l-İzah, I/325)
8. Öksürüğü yok iken, zorla öksürmeğe çalışmak, boğazını hırıldatmak.
9. Mum, lâmba gibi bir şeyi üflemek.
10. Aksırana "yerhamükellah" demek.
11. Birine bir cevab vermek maksadıyla bir âyet okumak.
12. Kötü haber işittiğinde "innâ lillâh", iyi haberde ise "elhamdü lillâh" demek. Bütün bunlar, namazda mâsivadan ve dış âlemden alâkayı kesmeye zıd olan şeylerdir.
13. Teyemmüm almış kimsenin namazda iken suyu görmesi.
14. Sabah namazını kılarken güneşin doğması. Bâzılarına göre güneş doğarken kılınan namaz bozulmaz, nâfile namaza döner. Sabah namazı ise kazaya kalmış olur.(*) Şâfiî'ye göre, güneş doğarken kılınmakta olan sabah namazı sahihtir, fâsid olmaz.
15. Mest üzerine yapılan meshin müddeti, namazda iken bitmesi.
16. Âyeti yanlış okuyarak mânâsını bozmak.
17. Erkekle kadının yanyana bir hizada namaza durmaları. Bunun namazı bozması için, erkekle kadının kıldıkları namazın müşterek olması şarttır. Bu müştereklik de ya ikisinin de aynı imama uyması veya kadının, hizasında durduğu erkeğe uyması şeklinde olur. Bu sebeble, camilerde erkekle kadın namaz kılarken kadınlar arkadaki saflara dururlar, erkeklerin önünde veya hizasında bulunmazlar. Namazda kadın erkeğin önüne veya yanına durursa, sadece erkeğin namazı bozulur. Kadın, hizasına durduğu erkeğe uymuşsa, o takdirde ikisinin de namazları bozulur. Kadın ve erkek ayrı ayrı kendi başlarına namaz kılıyorlarsa, aynı hizada olmalarının veya kadının önde olmasının namaza hiçbir mâniliği yoktur.
18. Namazda zamm-ı sûreyi Mushaf'a bakarak okumak.
19. İmama uymuş bir kimsenin namazın bir rüknünü imamdan önce yapması. Meselâ, imamdan evvel rükûa gidip ondan önce rükûdan kalkması.
20. Ümmî ve özürlü kimseleri imam yapmak.
21. Namazda abdesti bozulmak.
22. Namazda iken bayılmak.
23. Namaz içinde bulunan bir erkeğin namazı, kendisini hanımının öpmesi veya okşaması ile şehveti galeyana gelmedikçe, bozulmaz. Fakat kadının namazı, kocasının şehvetle okşaması ve şehvetli şehvetsiz öpmesi ile bozulur.
24. Kalbe ihtiyarsız gelen vesveseler, kuruntular, çirkin hayaller de namazı bozmaz.
25. Bir kimse namazda vücudunu bir kere veya üstüste iki kere veya başka başka rek'atlarda birer veya ikişer kere kaşısa, namazı bozulmaz. Fakat bir rek'at içinde birbiri ardınca üç kere kaşıyacak olsa, namaz bozulur.
26. Namaz kılanın secde yerinden bir kimsenin geçmesi ile namaz bozulmaz. Ancak geçen kimse günahkâr olur. Namaz kılanın önünden geçmenin günah olduğu yer, büyük câmilerde ve açık arazilerde namaz kılanın, ayaklarından itibaren secde ettiği yere kadar olan kısımdır. Küçük camilerde namaz kılanla onun önünden geçen arasında, direk, insan gibi bir engel bulunmazsa, namaz kılanın önünden nereden geçilirse mekruh olur. Esasen namaz kılan kimsenin, önünden geçilme ihtimali varsa, bir sütre edinmesi sünnettir.
(*) İmam kırâette yanılırsa veya takılırsa ona hatırlatmak (feth-i kırâet) câizdir. Resûl-i Ekrem (asm) bir namaz sırasında Mü'minûn sûresini okurlarken bir kelimeyi geçmişlerdi. Namazdan sonra: "İçinizde Übey yok muydu?" diye Übey bin Kâ'b'ı sormuşlardı. Übey ashabın hıfzı ve kırâeti en kuvvetli olanıydı. Übey orada olduğunu ifade edince, Resûlüllah Efendimiz: "Bana feth etmeli (hatırlatmalı) değil miydin?" buyurmuşlardı

15 Mart 2024 Cuma

İMANIN ŞARTI, ALTIDIR

İMANIN ŞARTI ALTIDIR:
Altı tane olup Cibril hadisinde şöyle ifade edilmiştir:
HADİS: “İmân; Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayır ve şerriyle kadere inanmaktır” (Buhârî, İmân, 37; Müslim, İmân, I)
1. ALLAHIN VARLIĞINA VE BİRLİĞİNE İNANMAK
Allahü teâlâ, vacib-ül-vücud (varlığı lazım olan) ve hakiki mabud ve bütün varlıkların yaratıcısıdır. Ondan başka ilah yoktur. Allahü teâlâ zamandan, mekandan münezzehtir. Hiçbir şeye benzemez.
Allah'a iman, Allahü teâlâyı yüksek sıfatlarla vasıflamak ve noksan sıfatlardan uzak tutmaktır.
Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inandım, iman ettim, kalbimle tasdik, dilimle ikrar ettim demektir. Allahü teâlâ vardır ve birdir. Bütün ibadetler yalnızca O’na yapılır.
AYET: (Bakara suresi, 4. ayet)
Onlar, sana indirilene ve senden önce indirilmiş olanlara inanırlar. Ve onlar, ahirete de kesin olarak inanırlar.
والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Vellezine yu'minune bi ma unzile ileyke ve ma unzile min kablik ve bil ahireti hum yukınun."Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar".
Allahü Teâlâ sayı bakımından değil, ortağı ve benzeri olmamak bakımından birdir. Yani zatında ve sıfatlarında hiçbir şekilde O'na ortak yoktur. Bütün mahlûkâtın zat ve sıfatları, kendilerini yaratanın zat ve sıfatlarına benzemediği gibi, yaratanın zat ve sıfatları da, yarattıklarından hiçbirinin zat ve sıfatlarına benzemez.
Allahü teâlâ bir şeyi dilerse yapar, dilerse yapmaz.
Allah'a iman, imanın şartları olarak bildiğimiz 6 esasa inanmak, Allah’ın emir ve yasakların hepsine inanmak, inandığını dil ile söylemektir.
Bütün mahlûkâtın her uzvunun, her hücresinin yaratıcısı, yoktan var edicisi yalnız Allahü teâlâdır. Allahü teâlânın zatının hakikatını hiçbir kimse bilemez. Akla ve hayale gelenlerin hepsinden münezzehdir, berîdir. Zâtını akla, hayâle getirmek caiz değildir. Ancak, Kur’ân-ı kerîmde beyan buyurulan sıfatlarını, ismlerini ezberleyip, ülûhiyyetini bunlarla tasdîk ve ikrâr etmelidir. Bütün sıfatları ve ismleri ezelîdir, ebedîdir. Zâtı, hiç bir yerde durmadığı gibi, bilinen altı cihetten de münezzehdir.
AYET.) (En'am suresi, 48. ayet)"Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmeyecekler".
Allah, bütün varlıkları yoktan var eden, yöneten, başlangıcı ve sonu olmayan, sonsuz güce sahip yüce yaratıcıdır.
AYET: (Ra’d Suresi 16).
De ki: "Göklerin ve yerin Rabb'i kimdir?" De ki: "Allah'tır! O'nun yanı sıra, kendileri için yarar da zarar da sağlamaya güç yetiremeyenleri veliler mi edindiniz?" De ki: "Hiç gören ile kör bir olur mu? Ya da karanlıkla aydınlık bir midir?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratması olan ortaklar mı buldular da bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, Eşsiz ve Benzersiz Bir Olan'dır, Varlığın Üzerinde Mutlak Egemen'dir."
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Kul men rabbus semavati vel ard, kulillah, kul e fettehaztum min dunihi evliyae la yemlikune li enfusihim nef'an ve la darra, kul hel yestevil a'ma vel basiru em hel testeviz zulumatu ven nur, em cealu lillahi şurekae halaku ke halkıhi fe teşabehel halku aleyhim, kulillahu haliku kulli şey'in ve huvel vahidul kahhar.
2-) ALLAHIN MELEKLERİNE İNANMAK
Melekler; Cenab-ı Hakk’ın nuranî, latîf yaratılışlı, güçlü bir takım kulları olup; istedikleri şekle girebilen, yorulmaz, usanmaz, üremez, daima Allah’a itaat üzere bulunan varlıklardır.
AYET: (İnfitâr Suresi 10-12) “Üzerinizde zaptedici melekler vardır. Onlar şerefli kâtiplerdir. İşlediklerinizi bilirler”
AYET: (BAKARA 98)
Kim Allah'a ve O'nun meleklerine, resullerine, Cibril'e, Mikal'e düşman olursa; iyi bilsin ki Allah da Kafirlere düşmandır.
مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَافِرِينَ
Men kane aduvven lillahi ve melaiketihi ve rusulihi ve cibrile ve mikale fe innallahe aduvvun lil kafirin.
3-) ALLAHIN KİTAPLARINA İNANMAK
: Allah, peygamberleri vasıtasıyla insanlığa kitaplar göndermiş; emir, yasak, va’d, mükâfat ve ceza hükümlerini onlara ulaştırmıştır. İlk peygamberlere sayfalar, Musâ, Dâvud, İsa ve Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘e kitap halinde vahyini duyurmuştur.
AYET:(Şurâ Suresi 51). “Allah bir insanla karşılıklı konuşmaz. Ancak vahiyle yahut perde arkasından konuşur, yahut bir elçi (melek) gönderip izniyle dilediğini vahyeder”
4. Allah’ın peygamberlerine inanmak: Allah, insanlardan bazılarını elçi olarak görevlendirmiş, emir ve yasaklarını insanlara onlar vasıtasıyla ulaştırmıştır. “Şüphesiz biz, her millet içinde; Allah’a kulluk edin, şeytandan kaçının diye bir elçi gönderdik” (Nahl Suresi 36); “Peygamberlerden kimini daha önce sana anlattık; kimini de anlatmadık” (Nisâ Suresi 164).
5. Ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye inanmak: İnsan, bedeni varlığı ölünce kabir hayatına geçer; kıyamet kopunca da insanoğlu kabirlerden kalkacak ve böylelikle ahiret hayatı başlayacaktır. Orada insan, dünyada yaptığı işlerin durumuna göre, Cennet veya Cehennemdeki yerini alır, sonsuz ve yeni bir yaşamın içine girer. Kur’an-ı Kerim’de ahiretten söz eden pek çok ayet vardır: Yüce Rabbimiz takva sahiplerinin niteliklerini belirtirken; “Onlar ahirete kesin bir kanaatle inanırlar” (Bakara Suresi 214) buyurur.
6. Kaza ve kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmak: Cenab-ı Hakk’ın, insanın ileride yapacağı iyi ve kötü şeyleri ezelde bilip yazmasına “kader”; zamanı gelince ezelî ilmine uygun olarak o eşyayı veya olayları yaratmasına da “kaza” denir. Kader, Allah’ın ilim sıfatının ürünüdür. Ayette şöyle buyurulur: “Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şey için bir ölçü koymuştur” (Talâk Suresi 3). Hz. Peygamber; “Sizden hiçbir kimse yoktur ki, Allah onun cennetteki veya cehennemdeki yerini yazmış olmasın…” (Buhârî, Cenâiz, 83; Tefsîru Sure, XCII/6).

26 Mart 2021 Cuma

TESBİH NAMAZI

https://www.youtube.com/watch?v=zeK5DaEN-Jo
TESBİH NAMAZI
Tesbih namazı, tesbih edilerek kılınan bir namazdır; menduptur, yani sevabı çok olan nafile namazlardan biridir
Arapça bir kelime olan "tesbih", Allah Teâlâ'yı noksan sıfatlardan tenzih, kemâl sıfatlarla tavsif etme ve ululama manasına gelir Dört rek’at olan bu namazda üç yüz defa "Sühhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallahu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym" dendiği için bu ismi almıştır
Tesbih namazının muayyen-belli bir vakti yoktur Kerahet vakitlerinin dışında her zaman kılınabilir Bununla birlikte Cuma ve Pazar akşamları ve sair mübarek gün ve gecelerde kılınması daha faziletlidir Bu namazı dört rek’at olarak kılmak caiz olduğu gibi, iki rekatın sonunda selam vererek ayrı ayrı ikişer rekat halinde kılmak da caizdir
Tesbih namazı tevbenin, istiğfarın en büyüğü Sadece kavlen/dille-sözle değil, bütün vücutla fiilen yapılanıdır Yani fiilî istiğfardır Ecri-sevabı çok büyüktür Sevgili Peygamberimiz (sav), amcası Hz Abbas’a (ra),
HADİS: “Bu namazı kıldığın vakit günahının öncesi ve sonrası, yenisi ve eskisi, hatâen ve kasten (bilerek-bilmeyerek) yapılanı, küçüğü ve büyüğü, gizlisi ve aşikâr olanı mağfiret edilmiş olur” buyurmuşlardır
Tesbih namazı hakkında Kur'an'da geçen herhangi bir ayet yoktur. Ancak bu namaz hakkında Resûlüllah Efendimiz’den (sav), yukarıda da bir kısmını zikrettiğimiz hadis-i şerif varid olmuştur.
HADİS: Hazret-i İkrime'den ve o da Hazret-i İbn Abbas'tan (ranhüm) rivâyet etmişlerdir ki, Resûlü Ekrem Efendimiz (sav) muhterem amcaları Hazret-i Abbas'a (ra) hitaben Tesbih Namazı ile alakalı dikkat çekici şu tavsiyelerde bulunmuşlardır:
“Ey Abbas! Amcacığım! Sana bir şey vereyim mi, sana bir bağışta bulunayım mı? Sana bir özellik tanıyayım mı? Sana on haslet ölçüsü vereyim mi? Sen bu on hasleti yerine getirdiğin zaman, Allah senin geçmiş ve gelecek, eski ve yeni, bilerek veya bilmeyerek yaptığın, gizli veya aşikâr yapılan, küçük büyük bütün günahlarını affeder, bağışlar Bu on haslet şunlardır:
“Dört rekat namaz kılarsın, her rekatında Fatiha suresini ve başka bir sure okursun Birinci rekatta kıraatı bitirdikten sonra, ayakta iken on beş defa: ‘Sübhânellâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vellâhü ekber (velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym)’ dedikten sonra rükua varırsın ve aynı tesbihi on defa rükûda söylersin Sonra başını kaldırıp, ayakta on defa söylersin Sonra secdeye gider on defa orada söylersin Birinci secdeden sonra iki secde arasındaki oturuşta on defa söylersin İkinci secdeye vardığında yine on defa ve başını secdeden kaldırınca da on defa söylersin Böylece bir rekatta yetmiş beş defayı tamamlamış olursun
HADİS: “Ey amcacığım! Eğer güç yetirebilirsen, her gün bu namazı bir defa kılarsın Buna güç yetiremediğin takdirde, her cuma bir defa kılmaya çalışırsın Bunu da yapamazsan, her sene bir defa kılmaya çalış Bunu da yapamazsan hiç olmazsa ömründe bir defa olsun kıl”
TESBİH NAMAZININ KILINIŞI
Tesbih namazı 4 rekattir Bu namazda 300 defa şu tesbih okunur:
"Sübhânellâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vellâhü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym"
Bu tesbih, namaz içinde şöyle okunur:
• 15 kere Sübhânekeden sonra (Fâtiha ve zamm-ı sûreden önce),
• 10 defa Eûzü Besmele, Fâtiha ve zamm-ı sûreden sonra,
• 10 defa Rükûda,
• 10 defa Rükûdan kalkınca ayakta (kavmede),
• 10 defa Birinci secdede,
• 10 defa İki secde arasındaki oturmada (celsede),
• 10 defa İkinci secdede,
Birinci rekatta okunan bu tesbihlerin adedi 75'tir İkinci rekatta aynı sıralama ile yine 75 defa okunur Üçüncü ve dördüncü rekatlar da böyle kılınır (3)
Bütün namazlarda olduğu gibi, tesbih namazında da, Kur'an'dan bir şey okunacağı zaman, Kuran-ı Kerim’in herhangi bir yerinden okumak mümkündür "Şu sure okunmaz veya mutlaka şu sureyi okumak gerekir" diye bir şart yoktur Ancak İbn Abbas'a (ra), "Bu namaz için belirlenmiş bir sure biliyor musun?" diye sorulunca, "Evet, et-Tekasür, el-Asr, el-Kâfirûn, ve el-İhlâs" diye cevap vermiştir(4)
Tesbih Namazı, kılınması teşvik edilmiş bir namazdır Bunu alışkanlık haline getirmek müstehaptır. Tembelllik etmemek lâzımdır
Kılmasını bilmeyenlerin de istifade etmesi, öğrenmeleri maksadıyla cemaatle de kılınabilir Cemaatle kılınırsa imam olacak kimse bu namazı kılmayı evvela nezreder ve namazı kıldırırken kıraatı ve tesbihleri her yerde cehrî (sesli) okur Cemaat ise sükut eder, dinler (5)
Tesbih namazında yanılma olursa, sehiv secdesinde bu ilave tesbihlerin okunması gerekmez

24 Mart 2021 Çarşamba

20-) NAMAZIN VACİPLERİ

NAMAZIN VACİPLERİ
Namazın Vacipleri
1- Namaza Allahu ekber lafzıyla başlamak.
2- Fatiha’yı tamamıyla okumak.
3- Nafile namazların her rekatında, farz namazların ilk evvelki iki rekatında Fatiha okumak.
4- Farz namazların ilk iki rekatında Fatiha’dan sonra bir küçük sure, yahut üç kısa veya bir uzun ayet okumak.
5- Fatiha’dan sonra okunacak sure ve ayetleri üç veya dört rekatlı farz namazların ilk iki rekatında, vitir namazı ile nafile namazların her rekatında okumak.
6- Fatiha’yı sureden evvel okumak.
7- Secdede burnunu alnı ile beraber yere koymak.
8- İki secdeyi birbiri ardınca yapmak.
9- Ta’dil-i erkâna riayet etmek.
10- Üç veya dört rekatlı namazlarda ikinci rekattan sonra oturmak.
11- Gerek ikinci rekattan sonra ve gerekse selam vereceği zaman Ettehiyyatü’yü okumak. (Dört rekatlı namazların ikinci rekatlarından sonra oturmak ve Ettehiyyatü’yü okumak sahih kavle göre vaciptir.)
12- Üç veya dört rekatlı farz namazlar ve vitir namazında ve öğle namazının ilk sünnetinde ikinci rekattan sonra Ettehiyyatü’yü okur okumaz hemen üçüncü rekata kalkmak.
13- Cemaatle kılındığı vakit; sabah, akşam, yatsı namazlarının birinci ve ikinci rekatlarında, cuma ve bayram namazlarında imamın Fatiha ve sureleri açıktan okuması.
14- Teravih namazında ve ramazanda, teravihten sonra kılınan vitir namazında da yine imamın Fatiha ve sureyi açıktan okuması.
15- Öğle ve ikindi namazlarında içinden okumak.
16- İmama uyan kimsenin bu namazların hepsinde Fatiha veya sure okumayarak susması.
17- Vitir namazında Kunut dualarını okumak. Cemaatle kılarken hem imam hem cemaat Kunut dualarını içinden okur.
18- Bayram tekbirleri. (Bayram namazına mahsus olan fazla tekbirlerle, bayram namazının ikinci rekatının rükû tekbiri vaciptir.)
19- Namazın sonunda selam vermek.
20- Namazda yanılırsa sehiv secdesi yapmak.
21- Namazda secde ayeti okunursa secde yapmak.
22- Farzları birbiri ardınca yapmak, tehir etmemek.

19-) NAMAZIN SÜNNET VE ADABI

NAMAZIN SÜNNET VE ADABINAMAZIN SÜNNETLERİ NELERDİR?
Sünnetlere riayet edilmesi Resûl-i Ekrem’e bağlılığın bir göstergesi olarak kabul edilmiştir. Sünnetleri terketmek namazı bozmaz, ancak kınamayı gerektirir.
Daha çok Hanefî mezhebi esas alınmak suretiyle namazın belli başlı sünnetleri şöylece sıralanabilir:
1- Beş vakit farz namaz ve cuma namazı için ezan okunması ve kāmet getirilmesi.
2- İftitah tekbiri için erkeklerin ellerini kulak hizasına, kadınların omuz hizasına kadar kaldırması. Mâlikîler ve Şâfiîler’e göre erkekler ellerini omuz hizasına kadar kaldırırlar, Hanbelîler’e göre muhayyerdirler.
3- Kıyamda erkeğin sağ elini sol elinin üzerine koyarak göbek altında bağlaması, kadının aynı şekilde göğsünün üstünde bağlaması. Mâlikîler’e göre namazda iki elin yana salıverilmesi menduptur.
4- İftitah tekbirinden sonra Sübhâneke duasının okunması (Mâlikîler’e göre mekruhtur).
5- Fâtiha sûresinin sonunda âmin demek. Hanefîler’e ve Mâlikîler’e göre âmin ifadesi gizli söylenir.
6- Şâfiîler ve Hanbelîler’e göre kıraatin gizli yapıldığı namazlarda gizli, açıktan yapıldığı namazlarda açıktan söylenir.
7- Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre birinci rek‘atta, Şâfiîler’e göre her rek‘atta kıraate başlarken besmeleden önce istiâze cümlesini söylemek.
8- Kıyamdayken ayakların arasında mesafe bırakmak.
9- Hanefîler’in dışındaki mezheplere göre her namazın birinci ve ikinci rek‘atında Fâtiha sûresinden sonra Kuran’dan bir miktar okumak (Hanefîler’e göre vâciptir).
10- Rükûda iki eli diz kapaklarına koymak ve rükûda en az bir kere “sübhâne rabbiye’l-azîm” demek.
11- Farz namazların üçüncü ve dördüncü rek‘atlarında Fâtiha sûresini okumak (Şâfiîler’e göre farzdır).
12- Rükû ve secde yaparken tekbir almak.
Namaz kılarken yerine getirilmesi faziletli kabul edilen ve namazın âdâbı olarak isimlendirilen bazı davranışların Hanefî literatüründe mendup (müstehap) şeklinde adlandırıldığı görülür.
NAMAZIN EN ÖNEMLİ ÂDÂBI
Namazın en önemli âdâbı, Allah’ın huzurunda durulduğunun farkında olarak huşû ve kalp huzuru içinde bulunmaktır.
Namazda huşûun sağlanmasına yardımcı olmak amacıyla kıyamdayken secde yapılacak yere, rükûda ayakların üzerine, secdede burnun iki yanına, otururken kucağa, selâm verirken omuz başlarına bakmak namazın âdâbı arasında zikredilmiştir.

18-) NAMAZIN MEKRUHLARI

NAMAZIN MEKRUHLARI
Namazın Mekruhları:
1) Namazda beden veya elbisesi ile oynamak, parmak çıtlatmak, parmaklarını birbirine geçirmek, ellerini böğrüne koymak.
2) Esnemek, gerinmek.
3) Gözleri yummak, sağa-sola ve yukarıya bakmak. (Bakarken göğsünü kıbleden çevirirse namaz bozulur.)
4) Kolları sıvanmış olarak namaza durmak. (Kadınlar kollarını sıvamış olarak kılarsa namaz bozulur.)
5) Özürsüz olarak namazda bağdaş kurmak, çömelmek, dizlerini dikerek oturmak.
6) İnsan yüzüne veya kor halinde yanan eteşe karşı namaz kılmak (Kandil, mum ve lambaya karşı mekruh olmaz)
7) Yüzündeki ter ve tozları silmek, kaşınmak, secde yerindeki taşları düzeltmek (Bunları bir rahatsızlıktan dolayı yaparsa mekruh olmaz.)
8) Rükûda veya secdede tesbihleri terketmek yahut üçten az okumak.
9) Namaz kılanın önünde, üstünde, sağ veya sol tarafında canlı resmi bulunmak veya canlı resmi olan bir şeyin üzerine secde etmek, (Manzara ve ağaç gibi cansız resimlerin sakıncası yoktur.)
10) Namazda bir şeye dayanmak.
11) Secdede yalnız alnını yere koyup burnunu koymamak.
12) Secdeye varırken ellerini dizlerinden önce yere koymak, secdeden kalkarken dizlerini ellerinden önce kaldırmak, (Hastalık sebebiyle böyle yaparsa mekruh olmaz)
13) Yol üzerinde, pis olan yerlerde, mezar üstünde, pisliğe yakın yerde, sahibinin rızası olmadıkça bir başkasının yerinde kılmak.
14) İkinci rek’atta, birinci rek’atta okuduğu sûre veya ayetten daha uzun sûre veya ayet okumak.
15) Ezbere bildiği başka sure varken iki rek’atta da aynı sureyi okumak.
16) İkinci rek’atta, birinci rek’atta okuduğu sure veya ayetten önceki sûre veya ayeti okumak.
Zammı sûre okunurken baştan sona (yukarıdan aşağıya) doğru gidilir. Meselâ; Birinci rek’atta Fatihadan sonra “Elemtere”yi, ikinci rek’atta “Li ilâfi’yi okursa bu doğrudur. Fakat birinci rek’atta “Liilâfi”yi ikinci rek’atta, “Elemteri”yi okursa bu tersine okuyuş mekruhtur.
17) Birinci rek’atta bir sureyi okuyup ikinci rek’atta arada bir sure atlayarak öbür sûreyi okumak.
şöyle ki: Birinci rek’atta “Elemtere”yi okursa, ikinci rek’atta “Liilâfi”yi okuması gerekirken bunu atlayıp “Ereeytellezî”yi okumak mekruhtur. Ancak iki veya daha fazla sûre atlarsa mekruh olmaz.
18) Namaz kılarken palto veya ceketini giymeyerek omuzuna almak.
19) Namazda gözleri yummak.
20) Câmide ön safta açık yer varken arkada namaza durmak.

16-) CUMA NAMAZI

CUMA NAMAZI
Cuma Gününün Tarihçesi:
“Cuma” kelime olarak toplamak, bir araya getirmek mânasına gelen "cem" kökünden gelir. Cahiliye devrinde haftanın altıncı gününe “ARÛBE” denilirdi. Bu gün, İslam'dan sonra cuma ismini almıştır.
Bu ismin veriliş sebebiyle ilgili muhtelif görüşler vardır:
Mahlûkatın mükemmel şekli o gün cem olundu, tamamlandı.
Hz. Âdem'in yaratılışı o gün cem oldu, tamamlandı.
Ensar, Es'ad b. Zürâre ile birlikte bir araya gelince, cemaatle namaz kılarlar ve o günü cuma diye isimlendirirler.
Ka'bİbnuLüey, kavmini o gün toplar, haramlara ta'zîm göstermelerini emreder, kendi neslinden bir peygamber geleceğini haber verirdi. Bu sebeple cuma adı verildi.
Cuma isminin verilişi, o günde halkın namaz için toplanması sebebiyledir.
Cuma Gününün Önemi:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.”[1]
Rasulullah şöyle buyurdu:
خَيْرُ يَومٍ طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ يَوْمُ الْجُمُعَةِ: فِيهِ خُلِقَ آدَمَ، وَفِيهِ أُدْخِلَ الْجَنَّةَ، وَفِيهِ أُخْرِجَ مِنْهَا.
Üzerine güneş doğan en hayırlı gün cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve yine o gün cennetten çıkarıldı.[2]
Cuma Günü Yapılması Gerekenler:
Rasulullah buyurdular ki:
لَا يَغْتَسِلُ رَجُلٌ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، وَيَتَطَهَّرُ مَا اسْتَطَاعَ مِنْ طُهْرٍ، وَيَدَّهِنُ مِنْ دُهْنِهِ، أَوْ يَمَسُّ مِنْ طِيبِ بَيْتِهِ، ثُمَّ يَخْرُجُ فَلَا يُفَرِّقُ بَيْنَ اثْنَيْنِ، ثُمَّ يُصَلِّي مَا كُتِبَ لَهُ، ثُمَّ يُنْصِتُ إِذَا تَكَلَّمَ الْإِمَامُ، إلَّا غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجُمُعَةِ الْأُخْرَى.
Bir kimse cuma günü boy abdesti alarak elinden geldiğince temizlenir, saçını sakalını yağlayıp tarar veya evindeki güzel kokudan süründükten sonra câmiye gider, fakat orada yan yana oturan iki kimsenin arasını açmaz, sonra Allah Teâlâ’nın kendisine takdir ettiği kadar namaz kılar, daha sonra sesini çıkarmadan imamı dinlerse, o cumadan öteki cumaya kadar olan günahları bağışlanır.[3]
Rasûlullah şöyle buyurdu:
مَنِ اغْتَسَلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ غُسْلَ الْجَنَابَةِ ثُمَّ رَاحَ، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَدَنَةً،
Bir kimse cuma günü cünüplükten temizleniyormuş gibi boy abdesti aldıktan sonra erkenden cuma namazına giderse bir deve kurban etmiş gibi sevap kazanır.
وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الثَّانِيَةِ، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَقَرَةً،
İkinci saatte giderse bir inek kurban etmiş gibi olur.
وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الثَّالِثَةِ، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ كَبْشًا أَقْرَنَ،
üçüncü saatte giderse boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi sevap kazanır.
وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الرَّابِعَةِ، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ دَجَاجَةً،
Dördüncü saatte giderse bir tavuk kurban etmiş gibi olur.
وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الْخَامِسَةِ، فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَيْضَةً،
beşinci saatte giderse bir yumurta sadaka vermiş gibi sevap elde eder.
فَإِذَا خَرَجَ الْإِمَامُ حَضَرَتِ الْمَلاَئِكَةُ يَسْتَمِعُونَ الذِّكْرَ
İmam minbere çıkınca melekler hutbeyi dinlemek üzere topluluğun arasına katılır.[4]
Bayram günüdür, sadece Cuma günü tek oruç tutulmaz.
Cuma günü gusledilir, koku sürülür, misvak kullanılır, en güzel elbiseler giyilir.
Mescidler güzel kokması sağlanır.
Mescide erken gidilir.
Hatip hutbeye çıkıncaya kadar ibadetle meşgul olunur.
Sessiz durulur, hutbe dinlenir.
Kehfsûresi okunur.
İstiva vaktinde nafile kılma kerâheti kalkar.
Namazdan önce yola çıkmak mekruhtur.
Cuma namazına gidenin her adımına bir yıllık sevap katlanmıştır.
Cehennem o gün kabarmaktan yasaklanmıştır.
Duâların kabul edildiği icabet saati vardır.
Günahlar o gün örtülür.
Bu, ümmet için hayrı artırılmış bir gündür.
Haftanın en hayırlı günüdür.
Hayır o günde sâbitleşir, yüce ruhlar o gün toplanır.
Cuma Namazının Fazileti:
Rasulullah buyurdu:
إذَا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ كَانَ عَلَى كُلِّ بَابٍ مِنْ أَبْوَابِ الْمَسْجِدِ مَلَائِكَةٌ يَكْتُبُونَ الْأَوَّلَ فَالْأَوَّلَ. فَإِذَا جَلَسَ الْإِمَامُ طَوَوُا الصُّحُفَ وَجَاؤُا يَسْمَعُونَ الذِّكْرَ.
"Cuma günü olunca, mescidin her bir kapısında melekler vardır. İlk gelenleri sırayla yazarlar. İmam (minbere) oturunca defterleri kapatıp, zikri dinlenmeye giderler.“[5]
Rasûlullah buyurdular ki:
يَحْضُرُ الْجُمُعَةَ ثَلَاثَةُ نَفَرٍ
"Cuma namazına üç (grup) insan katılır:
رَجُلٌ حَضَرَهَا يَلْغُو وَهُوَ حَظُّهُ مِنْهَا
1) Kişi var, namaza katılır, boş konuşma yapar. Bunun namazdan hissesi, o konuşmasıdır.
وَرَجُلٌ حَضَرَهَا يَدْعُو، فَهُوَ رَجُلٌ دَعَا اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ إِنْ شَاءَ أَعْطَاهُ، وَإِنْ شَاءَ مَنَعَهُ
2) Kişi var namaza gelir duâ eder. Bu kimse Allah'a duâda bulunmuştur, Allah dilerse onun istediğini hemen verir, dilerse vermez.
وَرَجُلٌ حَضَرَهَا بِإِنْصَاتٍ وَسُكُوتٍ، وَلَمْ يَتَخَطَّ رَقَبَةَ مُسْلِمٍ، وَلَمْ يُؤْذِ أَحَدًا فَهِيَ كَفَّارَةٌ إِلَى الْجُمُعَةِ الَّتِي تَلِيهَا، وَزِيَادَةِ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ، وَذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَقُولُ:
3) Kişi vardır, namaza gelir sadece dinler ve sükut eder, mü'minlerin arasından yararak geçmez, kimseye eza vermez. Onun bu namazı, daha önce geçen cumaya ve fazladan da üç güne kadar (günahlarına) kefarettir. Bu hal Cenâb-ı Hakk'ın şu sözüne binaendir:
{مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا} "
"Kim bir hayır yaparsa bu kendisinden on misliyle kabul edilir"(En'âm 160).[6]
Rasulullah şöyle buyurdu:
مَنْ تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ثُمَّ أَتَى الْجُمُعَةَ، فَاسْتَمَعَ وَأَنْصَتَ، غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجُمُعَةِ وَزِيَادَةِ ثَلاثَةِ أَيَّامٍ، وَمَنْ مَسَّ الْحَصَى، فَقَدْ لَغَا.
Bir kimse güzelce abdest alarak cuma namazına gelir, hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır. Kim hutbe okunurken çakıl taşlarıyla oynarsa, boş ve mânasız bir iş yapmış olur.[7]
Rasulullah buyurdu ki:
اَلصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ وَالْجُمُعَةُ إِلَى الْجُمُعَةِ، وَرَمَضَانُ إِلَى رَمَضَانَ، مُكَفِّرَاتٌ مَا بَيْنَهُنَّ إِذَا اُجْتُنِبَتِ الْكَبَائِرُ.
Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara keffaret olur.[8]
Hz. Ali Kûfe'de hutbe verirken minberde demiştir:
"Cuma günü olunca şeytan çarşı ve pazara erkenden bayraklarıyla gider, insanlara bin bir engel çıkararak mâni olmaya, onları cumadan (hiç olmazsa) geciktirmeye çalışır. Melekler de erkenden gidip mescidin kapılarına dururlar.
Gelenleri birinci saatte gelenler, ikinci saatte gelenler diye yazarlar. Bu hâl imam (hutbeye) çıkıncaya kadar devam eder. Kişi mescitte, imamı görüp, dinleyebileceği bir yere oturup, can kulağıyla dinledi ve konuşmadı mı, kendisine iki kat sevap vardır.
Kişi uzakta kalır ve imamı dinleyemeyeceği bir yere oturur, sessiz durur ve konuşmazsa bir hisse sevap alır.
Eğer, imamı görüp dinleyebileceği bir yere oturur fakat boş konuşma yapar, sessiz kalmazsa, ona iki hisse vebal yazılır.
Eğer, dinleme ve görme imkânı olmayan bir yere oturur ve boş konuşur ve sessiz kalmazsa, ona bir hisse vebal vardır.
Kimde yanındaki arkadaşına cuma günü "sus" derse "boş konuşmuş" olur. Kim de boş konuşur ise, o cumadaki sevaptan nasipsiz kalır.“ (Hz. Ali) konuşmasının sonunda şunu söyledi: "Ben bunu Rasulullah’tan işittim.“[9]
Cuma Günü Yapılan Dualar Makbuldür
Rasulullah buyurdu ki:
فِي يَوْمِ الْجُمُعَةِ سَاعَةٌ لَا يُوَافِقُهَا عَبْدٌ مُسْلِمٌ،وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي يَسْأَلُ اللهَ شَيْئًا، إلَّا أَعْطَاهُ إيَّاه وَأَشارَ بِيَدِهِ يقَلِّلُهَا.
Cuma gününde bir zaman vardır ki, şayet bir müslüman namaz kılarken o vakte rastlar da Allah’tan bir şey isterse, Allah ona dileğini mutlaka verir. ” Resûl–i Ekrem o zamanın pek kısa olduğunu eliyle gösterdi.[10]
EbûBürdeİbniEbû Mûsâ el–Eş`arî (r.a) şöyle dedi: Bir gün Abdullah İbni Ömer bana: Cuma günü duaların kabul edildiği zaman hakkında babanın Rasulullah’tan bir hadis rivayet ettiğini duydun mu? diye sordu. Ben de: Evet, duydum. Babam, Rasulullah’ı şöyle buyururken işittiğini söyledi:
هِي مَا بَيْنَ أَنْ يَجلِسَ الْإِمَامُ إِلَى أَنْ تُقْضَ الصَّلَاةُ.
O vakit, imamın minbere oturduğu andan namazın kılındığı zamana kadar olan süre içindedir.[11]
Cuma Günü Salavat Getirmenin Fazileti:
Rasulullah şöyle buyurdu:
إنَّ مِنْ أَفْضَلِ أَيَّامِكُمْ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، فَأَكْثِرُوا عَليَّ مِنَ الصَّلَاةِ فِيهِ، فَإنَّ صَلَاتِكُمْ مَعْرُوضَةٌ عَلَيَّ.
Günlerinizin en faziletlisi cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokça salâtü selâm getiriniz; zira sizin salâtü selâmlarınız bana sunulur.[12]
Cuma Namazından Muaf Olanlar:
Rasulullah buyurdular ki:
اَلْجُمُعَةُ حَقٌّ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ فِي جَمَاعَةٍ إِلَّا عَلَى أَرْبَعَةٍ: عَبْدٍ مَمْلُوكٍ، أَوِ امْرَأَةٍ، أَوْ صَبِىٍّ، أَوْ مَرِيضٍ.
Cuma namazı, dört kişi hariç geri kalan her müslüman üzerine cemaat içinde yapması gereken vacib bir hakk'dır. Cumadan istisna edilen bu dört kişi şunlardır: Köle, kadın, çocuk ve hasta.[13]
Cuma Namazını Terk Edenler:
Rasulullah buyurdular ki:
مَنْ تَرَكَ ثَلَاثَ جُمَعٍ تَهَاوُنًا بِهَا طَبَعَ اللَّهُ تَعَالَى عَلَى قَلْبِهِ
Kim önemsemeyerek üç cumayı terk edecek olursa, Allah onun kalbini mühürler.[14]
Rasulullah buyurdu ki:
لَيَنْتَهِيَنَّ أَقْوَامٌ عَنْ وَدْعِهِمُ الْجُمُعَاتِ، أَوْ لَيَخْتِمَنَّ اللهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ، ثُمَّ لَيَكُونُنَّ مِنَ الْغَافِلِينَ.
Bazı kimseler cuma namazlarını terk etmekten ya vazgeçerler veya Allah Teâlâ onların kalplerini mühürler de gafillerden olurlar.[15]










14-) TİLAVET SECDESİ NEDİR NASIL YAPILIR

TİLAVET SECDESİ
Tilavet secdesiSual: Secde âyetleri hangi surelerdedir?
CEVAP
Aşağıdaki surelerdedir. Yanlarında âyet numaraları da belirtilmiştir:
Araf 206
Rad 15
Nahl 49
İsra 107
Meryem 58
Hac 18
Furkan 60
Neml 25
Secde 15
Sad 24
Fussilet 37
Necm 62
İnşikak 21
Alak 19
Sual: Tilavet secdesi nedir, ne zaman ve nasıl yapılır?
CEVAP
Kolay anlaşılması için maddeler halinde bildirelim:
1- Tilavet, Kur’an okumak demektir. Secde âyeti okununca yapılan secdeye tilavet secdesi denir.
2- Namaz kılması farz olan bir kimse, Kur’an-ı kerimde bulunan 14 yerdeki, secde âyetinden birini okusa veya işitse, manasını anlamasa da, bir secde yapması vaciptir.
3- Tilavet secdesi yapmak için, niyet edilir. Niyet şarttır. Niyetsiz sahih olmaz. Abdestli olarak, kıbleye karşı ayakta durup, ellerini kulaklara kaldırmadan, Allahü ekber der ve secdeye gider. Secdede üç defa Sübhâne rabbiyel-a’lâ der. Sonra, Allahü ekber der ve ayağa kalkar. Böylece secde-i tilavet tamam olur.
4- Secde âyetini işiten cünüp veya abdestsiz kimse, temizlendikten sonra tilavet secdesi yapar. Fakat hayzlıya ve nifaslıya [lohusaya] temizlendikten sonra da tilavet secdesi gerekmez.
5- Bir oturumda, bir secde âyetini birkaç defa okuyan ve işiten, hepsi için bir secde eder.
6- Bir oturumda ne kadar secde âyeti okunmuşsa, o kadar tilavet secdesi gerekir. Mesela üç secde âyeti okunursa, üç secde gerekir.
7- Namaz kılarken, dışardan birinin okuduğu secde âyetini işiten, namazdan sonra tilavet secdesi yapar.
8- Namazda okuyunca, hemen ayrıca rüku veya bir secde yapıp ayağa kalkar. Okumasına devam eder. Secde âyetini okuduktan iki üç âyet sonra namazın rükuuna eğilirse ve tilavet secdesine niyet ederse, namazın rüku veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer.
9- Secde-i tilavetin kazası, acele değildir. Gecikirse günah olmaz. Fakat sebepsiz, zaruretsiz tehir etmek tenzihen mekruhtur.
10- Secde âyetini mubah vakitte okuyup, namaz kılmak mekruh olan üç vakitte tilavet secdesi yapmak caiz değildir. Secde âyeti mekruh vakitte okunursa, bu vakitte secde etmek caiz diyen âlimler olduğu gibi mekruh diyen âlimler de vardır. Mekruh olmayan vakte tehir edilirse bütün âlimlere uyulmuş olur. (Hindiyye)
11- Kur’an-ı kerim okunan yerde bulunduğu halde, işitmeyen kimse, secde etmez.
12- Secde âyetini yazan ve heceleyen, secde yapmaz.
13- Birkaç kişiden her biri, secde âyetinden birer kelime okusalar, bunu işitenlere tilavet secdesi yapmak gerekmez. Çünkü, secde âyetini bir kişi okuyunca, bunu işitenlerin secde yapması vacip olur.
Çeşitli kimselerin okudukları kelimeler toplanarak, bir kişi bütün âyeti okumuş gibi yapılamaz. Çünkü, Kur’an-ı kerim okumak için, kimse başkası yerine vekil yapılamaz. (Dürr-ül-muhtar)
14- Secde âyetinin tercümesini okuyan veya işiten, bunun secde âyeti olduğunu anlarsa, secde yapar.
15- Yaptığını anlayacak yaşta olan çocuğun okuması ile, işitenlerin secde etmesi gerekir. Daha küçük yaşta ise gerekmez.
16- Ara sıra deliren, deli iken secde âyetini okursa, secde gerekmez. Akıllı iken okursa gerekir.
17- Dağdan, çölden ve bir yerden aksedip, yansıyıp geri gelen sedayı işiten ve papağandan veya başka kuştan işiten secde etmez. İnsan sesi olması gerekir. (Dürr-ül-münteka)
18- Radyodan işitilen ses, hâfızın sesine benzeyen, cansız alet sesidir. Bunun için, fonografta [gramofonda, teypte, radyoda. tv’de ve benzeri vasıtalarda] okunan secde âyetini işiten, tilavet secdesi yapmaz. (Mezahib-i erbea)
Elmalılı Hamdi Yazır, Arâf suresinin 204. âyetinin tefsirinde diyor ki:
Kıraet, bir ihtiyari iştir ki, akıllı ve konuşan bir insanın ağzından çıkanı anlamaya ve anlatmaya yönelik bir maksat taşıyan sesli olarak okumak demektir. Akıllı olmayandan ve cansız varlıklardan çıkan seslere kıraet denilemeyeceği gibi, aks-i sadâdan, sesin yankılanmasından meydana gelen şeye de kıraet denilemez. Bunun içindir ki, fakihler bir kıraetin yankılanmasından hasıl olan yankıya kıraet ve tilavet hükmü terettüp etmeyeceğini ve mesela tilavet secdesi lazım gelmeyeceğini beyan etmişlerdir. Bir kitabı sessiz olarak okumaya kıraet denilemeyeceği gibi, çalan veya çınlayan, yankı yapan bir sesi dinlemek de kıraet değildir, bir çınlamayı dinlemektir. Kur’an okuyanın sesini aksettiren gramofondan [teypten] veya radyodan gelen sese de kıraet denilemez. Bunun gibi sesler bir kıraet değil, bir kıraetin yankısı ve yansımasıdır, bunlara dinleme ve susma emrinin hükmü terettüp etmez. (s.2361)
19- Kâfirin okuduğunu işiten müslümanların secde etmesi vacip olur.
20- İmam-ı Nesefi, Kâfi kitabında buyuruyor ki:
Sıkıntıdan kurtulmak için, Allahü teâlâya kalbinden yalvararak, 14 secde âyetini [ezberden, ayakta] okuyup, her birinden sonra, hemen secde edeni, Allahü teâlâ, o dert ve beladan korur. (Dürr-ül-muhtar, Nur-ül-izah)
Son secdeden kalkınca, ayakta ellerini uzatıp, kendinin ve bütün müslümanların dünya ve dinlerine gelen beladan, sıkıntıdan kurtulmaları, korunmaları için dua etmelidir.
21- Secde âyeti üç mekruh vakitte okunursa, tilavet secdesini bu vakitlerde yapmak, bir kavle göre caiz ise de, mekruh olmayan vakte tehir etmek evlâdır. (Dürer, Tahtavi)
Sual: Yalnız başına namaz kılarken, zammı sure olarak secde âyetini okuyan kimse, hemen rükuya gitse, tilavet secdesini yapmış olur mu?
CEVAP
Bir kimse, namaz içinde secde âyeti okuyunca, hemen ayrıca rüku veya bir secde yapıp ayağa kalkar. Okumasına devam eder. Secde âyetini okuduktan iki üç âyet sonra namazın rükuuna eğilirse ve tilavet secdesine niyet ederse, namazın rüku veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer. Fakat, secde âyetinden sonra üç âyetten fazla okumuşsa, tilavet secdesi, namaz için yapmış olduğu rüku veya secdeler ile kendisinden sakıt olmaz.
Bu durumda, namaz içinde, tilavet için ayrıca secde etmesi gerekir. Yalnız başına namaz kılarken, tilavet secdesi, namaz içinde eda edilmezse, namazdan sonra yapılmalıdır.
Secde âyetini namaz içinde okuyan kimse, dilerse okuyacağı âyetlerin sayısına bakmaksızın hemen Allahü ekber diyerek tilavet secdesine varır. Tilavet secdesi niyeti ile yalnız rükuya varması da kâfidir. Ondan sonra tekrar ayağa kalkar ve birkaç âyet daha okuyup, namazın rüku ve secdelerini yapar, namazına devam eder.
Eğer bir sureyi bitirmiş ise, diğer bir sureden birkaç âyet okur; çünkü tilavet secdesinden kalkar kalkmaz, böyle birkaç âyet okumadan namazın rüku ve secdesine gitmek mekruhtur.
Sual: TV’de mukabele okunuyor. Secde âyetlerini dinleyince, secde-i tilavet gerekir mi?
CEVAP
Gerekmez. Fakat Kur'an-ı kerimi takip ederken veya dinlerken, sesli olarak okuyana, secde-i tilavet gerekir. TV’den, radyodan ve teypten duyulan secde âyeti için secde-i tilavet gerekmez. (M.Erbea)
Sual: Yapılmayan secdelerin kazası nasıl yapılır?
CEVAP
Okuduğum ilk secde âyetinin secde-i tilavetini diye niyet edilir.
Sual: Bir kitapta tilavet secdesinin yedisi farz, üçü vacip, dördü sünnet diye yazıyor. Böyle bir rivayet de var mı?
CEVAP
Vardır.
Sual: Secde-i tilavetten sonra, tilavete başlansa, Euzü lazım mı?
CEVAP
Hayır.
Sual: Bir kağıda yazılı 14 secde âyeti okununca bir secde etmek yeter mi?
CEVAP
Her secde âyeti için ayrı ayrı secde etmelidir. Yani 14 secde etmelidir.
Sual: Tilavet secdesi için abdestli olmak şart mıdır?
CEVAP
Evet.
Sual: Secde âyetini göz ile okusak secde gerekir mi?
CEVAP
Hayır. Çünkü göz ile okumak, tilavet sayılmaz.
Sual: Secde âyetinin mealini okuyanın, işitenin veya hoparlörden işitenin tilavet secdesi yapması gerekir mi?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde 14 yerde bulunan secde âyetinden birini okuyan veya işiten, manasını anlamasa da, bir secde yapması vacibdir. Meal okumak uygun değil ise de, mealini okuyan veya işiten, bunun secde âyeti olduğunu anlarsa, tilavet secdesi yapar. Hoparlörden, kasetten, teypten, TV veya radyodan işitenin, secde-i tilavet yapması gerekmez. (M.Erbaa, Elmalı tefsiri)
Sual: Güneş doğduktan işrak vaktine kadar, tilavet secdesi ve şükür secdesi caiz midir?
CEVAP
Tilavet secdesi mekruh, şükür secdesi mekruh değildir.
Secde âyetini duyunca
Sual: Cünüp, abdestsiz veya hayzlıyken secde âyetini dinleyene, tilavet secdesi gerekir mi?
CEVAP
Secde âyetini işiten cünübün veya abdestsizin, temizlendikten sonra tilavet secdesi yapması gerekir, fakat hayzlıya temizlendikten sonra da tilavet secdesi yapmak gerekmez.
Sual: Namazda, sonunda secde âyeti olan bir sureyi mesela Alak suresini okuyanın, namaz içinde veya namaz dışında tilavet secdesi yapması gerekir mi?
CEVAP
Namazda okuyunca, hemen ayrıca rükû veya bir secde yapıp ayağa kalkar. Okumasına devam eder. Namazda secde âyeti okunduktan 2-3 âyet sonra rükûa eğilip tilavet secdesine niyet edilse, namazın rükû veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer. Secde âyetinden sonra, üç âyetten fazla okunursa, hemen ayrıca rükû veya bir secde yapılıp ayağa kalkılır. Okumaya devam edilir. (S. Ebediyye)
Tilavet secdesi namaz içinde yapılmazsa, namazdan sonra yapılmalıdır.
Secde âyetini yazmak
Sual: Secde âyetini yazmakla veya gözle okumakla, tilavet secdesi gerekir mi?
CEVAP
Yazmak ve gözle okumak, kıraat sayılmadığı için, tilavet secdesini gerektirmez.
Sağır ve secde âyeti
Sual: Bir ortamda, secde âyeti okunsa, oradakiler, tilavet secdesi yapsalar, orada olup da sağır olduğu için duymayan kimse, secde âyeti okunduğunu anlasa veya işitenler ona söyleseler, onun da tilavet secdesi yapması vacib olur mu?
CEVAP
Evet, vacib olduğunu da, vacib olmadığını da bildiren muteber kitaplar var. Vacib olduğunu bildirenlerin kavli, ihtiyata daha uygundur. Bunların gerekçeleri şöyledir:
Sağır olmayanlar arasında, secde âyetinin okunduğunu duymayan çıkabilir. Eğer oradakiler, secde âyeti okunduğunu söylüyorlar ve kendileri de secde ediyorlarsa, duymamış olanların, duyanlara uyarak secde etmeleri vacib olur.
Sağır, secde âyetinin okunduğu yerde hazır olsa, orada bulunan cemaatle beraber tilavet secdesi yapar. (Mecmua-i Zühdiyye)
Okunan secde âyetini dinleyen kimse, anlasa da, anlamasa da, kendisine secde âyetinin okunduğu haber verilince, secde etmesi gerekir. İmam, secde âyetini okuduğu zaman, cemaat duysun veya duymasın, cemaate de, tilâvet secdesi vacib olur. Tilavet secdesi yapmak için, namazda, kıraatin açık veya gizli olması arasında da bir fark yoktur. Yani açık okunsa da, gizli okunsa da tilavet secdesi gerekir. (Hindiyye)
Başkalarının okuduğu secde âyetini duymayan sağıra, secde etmek gerekmez. (Nimet-i İslâm)
Secde âyetini işiten
Sual: Cünüp secde âyetini okusa, işitenlere secde vacib olur mu?
CEVAP
Cünübün Kur'an okuması haramdır, ancak onun okuduğu secde âyetini işitenlere, secde etmek vacib olur. Cünüp olanın da, guslettikten sonra secde etmesi gerekir. (Dürer)
Sual: Kur’an-ı kerimdeki secde âyetlerini okumanın sıkıntıları giderdiği söyleniyor, bu bilgi doğru mudur?
Cevap: Dürr-ül-muhtar’da ve Nur-ül-izah’ta bu konuda buyuruluyor ki:
“İmam-ı Nesefi hazretleri, Kâfî kitabında buyuruyor ki: Bir kimse hüzünden, sıkıntıdan kurtulmak için Allahü teâlâya kalbinden yalvararak on dört secde âyetini ezberden ve ayakta okuyup, her birinden sonra hemen yatıp secde ederse Allahü teâlâ o kimseyi o dert ve beladan korur.”
Son secdeden kalkınca, ayakta ellerini ileri uzatarak açar ve kendinin, bütün Müslümanların dünya ve dinlerine gelen beladan, sıkıntıdan kurtulmaları, korunmaları için dua eder.
Secde âyetleri okunduğu zaman
Sual: Kur’ân-ı kerimde kaç yerde secde âyeti vardır ve bu secde âyetleri her okunduğunda veya okuyan işitildiğinde, tilavet secdesi yapmak gerekir mi?
Cevap: Kur’ân-ı kerimde, ondört yerde, secde âyeti vardır. Bunlardan birini okuyanın veya işitenin, manasını anlamasa da, bir kere secde yapması vaciptir. Başkasının okuduğu yerde bulunan, fakat işitmeyen kimse, secde etmez. Secde âyetini yazan, heceleyen, secde yapmaz. Tercümesini okuyan veya işiten, bunun secde âyeti olduğunu anlarsa, secde yapar.
Namaz kılması farz olan kimselerin, tilavet secdesini işitince, secde yapmaları vacip olur. Bunun için, secde âyetini işiten cünübün ve sarhoşun da, abdest aldıkları zaman secde etmeleri lazımdır. Sarhoş, çok içmiş, aklı gitmiş ise, kendi okuyunca da, işitince de, secde etmesi vacip olmaz. Uyuyan ve bayılmış veya deli okuyunca, işitenlerin secde etmesi vacip olur denildi. Fakat, bunların ve kuşun okuması ile secde edilmemesi doğrudur. Çünkü, bunların okuması, hakiki, doğru tilavet, okumak değildir. Hakiki okumak demek, Kur’ân-ı kerimi okumakta olduğunu anlayarak okumaktır. Çocuk, yaptığını anlayacak yaşta ise, secde âyetini okuması ile, işitenlerin secde etmesi lazım olur. Daha küçük yaşta ise lazım olmaz. Dağlardan, çöllerden ve başka yerlerden yansıyıp geri gelen sedayı işitenlerin ve kuştan işitenlerin secde etmesi vacip olmaz. Secde âyeti hece hece okununca ve yazılınca da secde yapılmaz. Gayrimüslimin okuduğunu işiten Müslümanların secde etmesi vacip olur. Dürr-ül-müntekâda, secde âyetini okuyanın, “İnsan sesi olması lazımdır” deniyor. Radyodan işitilen sesin, insan sesi olmadığı, hafızın sesine benzeyen, cansız alet sesi olduğu, bildirilmiştir. Bunun için, El-fıkh-u alel-mezâhib-il erbe'a’da da diyor ki:
“Fonografta, gramofonda, teypte ve radyoda okunan secde âyetini işitenin, tilavet secdesi yapması vacip olmaz.”
Tilavet secdesi yapmak için
Sual: Bir kimse secde âyetlerini okuduktan sonra veya namazda imam secde âyeti bulunan sureleri okumuşsa, tilavet secdesini nasıl ve ne şekilde yapar?
Cevap: Tilavet secdesi yapmak için, abdestli olarak, kıbleye karşı ayakta durup, elleri kulaklara kaldırmadan Allahü ekber diyerek secdeye gidilir. Üç kere Sübhâne rabbiyel-a'lâ denir. Sonra Allahü ekber deyip ayağa kalkınca, secde-i tilâvet tamam olur. Önce niyet etmek, “niyet ettim tilavet secdesine” demek lazımdır. Niyetsiz kabul olmaz. Namazda secde âyetini okuyunca, hemen ayrıca rüku veya bir secde yapıp ayağa kalkar, okumasına devam eder. Secde âyetini okuduktan iki üç âyet sonra namazın rüküuna eğilirse ve tilavet secdesine niyet ederse, namazın rüku veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer. Cemaat ile kılan ise, imam secde âyeti okuyunca, imamın okuduğunu işitmese de, imamla birlikte, ayrıca bir rüku ve iki secde yapar. Cemaatin rükuda niyet etmesi lazımdır. Namaz dışında, sonraya da bırakılabilir.
Sual: Kur’ândaki secde âyetlerini okumanın dertlerden, sıkıntılardan kurtulmak için iyi olduğu söyleniyor, doğru mudur?
Cevap: Bu konuda Dürr-ül-muhtârda ve Nûr-ül-îzâhda deniyor ki:
“İmâm-ı Nesefî hazretleri Kâfî kitabında buyuruyor ki; ‘Bir kimse hüzünden, sıkıntıdan kurtulmak için, Allahü teâlâya kalbinden yalvararak, ondört secde âyetini, ezberden, ayakta okuyup, her birinden sonra, hemen yatıp secde ederse, Allahü teâlâ, o kimseyi o dert ve beladan korur. Son secdeden kalkınca, ayakta ellerini ileri uzatır. Kendinin veya bütün Müslümanların dünya ve dinlerine gelen beladan, sıkıntıdan kurtulmaları, korunmaları için dua eder.”
Sual: Abdestsiz veya gusülsüz bir kimse, secde âyetinin okunduğunu işitirse ne yapması gerekir?
Cevap: Cünüp, abdestsiz ve sarhoş olanın da, secde âyetini işitmişlerse, gusül, abdest alıp temizlendikten sonra secde yapmaları lazımdır. Hayızlı kadın işitince, secde etmesi vacip olmaz.
Sual: Hafızlığa çalışan bir kimse, aynı secde âyetini, bir oturuşta ezberlemek için defalarca okuyor. Her okuduğunda tilavet secdesi yapması gerekir mi?
Cevap: Bir oturumda bir secde âyetini birkaç defa okuyan ve işiten, hepsi için bir secde eder. Muhammed aleyhisselamın ismini söyleyince veya işitince, salevat okumak da böyledir.
Sual: Bir mecliste, ayrı ayrı secde âyetleri okunursa, bir defa tilavet secdesi yapılması kâfi gelir mi?
Cevap: Bir mecliste iki secde âyeti okunursa, ayrı ayrı iki secde yapmak lazım olur.
Sual: Camide tek başına namaz kılan kimse, caminin içinde sesli olarak secde âyetini okuyan kimseyi duysa ne yapar?
Cevap: Namaz kılarken, dışarıdan secde âyetini işiten, namazdan sonra secde eder. Namaz kılması haram olan üç vakitte secde-i tilavet yapmak caiz değildir.
TİLAVET SECDESİ NEDİR NASIL YAPILIR
Tilâvet secdesi, Kur'ân-ı Kerîm'de on dört yerde geçen secde âyetlerinden birini okumak veya işitmek durumunda yapılan secdeye denir
Peygamberimiz’in, içinde secde âyeti bulunan bir sûre okuduğunda secde ettiği, sahâbenin de onunla birlikte secde ettiği ve bazılarının alınlarını koyacak yer bulamadıkları rivayeti yanında bu konuya ilişkin olarak Peygamberimiz’in şöyle buyurduğu rivayet olunmaktadır:
HADİS:"Âdemoğlu secde âyetini okuyup secde edince, şeytan ağlar ve 'Vay benim halime! Âdemoğlu secde etmekle emrolundu ve hemen secde etti; cennet onundur. Ben ise secde etmekle emrolundum, ama secde etmekten kaçındım, bundan dolayı cehennem benimdir' diyerek oradan kaçar." (Müslim, “Îmân”, 35)
Secde âyetlerinin bir kısmında genel olarak müşriklerin yüce yaratıcının karşısında boyun bükmekten ve secde etmekten kaçındıkları anlatılmakta, bir kısmında ise müminler/muhataplar doğrudan secde etmekle emrolunmaktadır. Secde âyetlerinin bu muhtevası göz önünde bulundurulursa, bu âyetleri okuyan veya işiten kimsenin secde yapması, hem emre itaat etmek hem de secde etmekten kaçınanlara tepki göstermek ve muhalefet etmek anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, tilâvet secdesiyle yükümlü olabilmek için her şeyden önce, dinlenen âyetin secde âyeti olduğunun bilinmesi gerekir.
Dinlediği âyetler arasında secde âyeti bulunduğunu bilmeyen kişinin secde etmesi gerekmez. Meselâ teyp, radyo ve televizyonda okunan Kur'an'ı dinlerken secde âyeti geçse ve dinleyen kişi bunun secde âyeti olduğunu bilmiyorsa onun secde etmesini beklemek doğru olmaz. Fakat okunan Kur'an'ın meâli veriliyorsa ve dinleyen kişi üslûptan veya lafızdan secde etmenin uygun olacağını çıkarıyorsa secde etmesi gerekir. Çünkü, ya bütün mahlûkatın Allah'ı tesbih ve tâzim ettiği, iyi kullarının Allah'a secde ettikleri anlatılıyordur, ya da müşriklerin secde etmekten kaçındıkları söz konusu edilmiştir. Her iki halde de dinleyen kişinin, içinden müminlerin secde edişini tasvip, inanmayanların itaatsizliğini ise tekzip etmesi, bu duygusunun bir gösterimi ve dışa vurumu olarak da secde etmesi gerekir. Âlimlerin, secde âyetini telaffuz etmeksizin sadece gözüyle süzen kişinin secde etmesinin gerekmeyeceğini söylemeleri, gözüyle süzmenin okuma sayılıp sayılmayacağı tartışması yanında, secde âyetinin açıktan okunup ardından secde edilmesinin meydana getireceği izlenim ile de ilgilidir.
TİLAVET SECDESİ FARZ MI, SÜNNET Mİ, VACİP Mİ?
Secde âyetini okuyan veya işiten her mükellefin secde etmesi gerekir. Tilâvet secdesi, ibadet içeriğinin ötesinde bir inanç anlamı ve bağlantısı içerdiği için, abdestsiz olan kişilerin, hatta hayızlı kadınların hemen secdeye kapanmalarının mümkün hatta gerekli olduğunu söyleyenler olmuşsa da, âlimlerin çoğunluğu tilâvet secdesi için abdest şartında ısrar etmişlerdir. Tilâvet secdesi yapmak, Hanefîler'e göre vâcip, diğer üç mezhebe göre ise sünnettir.
TİLAVET SECDESİ NASIL YAPILIR?
Başta, tilâvet secdesi yapacak kişinin abdestli, üstünün başının temiz ve avret yerlerinin de örtülü olması şarttır. Tilâvet secdesi yapmak niyetiyle abdestli olarak kıbleye dönülür ve eller kaldırılmaksızın "Allâhüekber" diyerek secdeye varılır.
Üç kere "Sübhâne rabbiye'l-a‘lâ" denildikten sonra yine Allâhüekber diyerek kalkılır. Bu secdede aslolan, yüzün yere konulması, yani secde edilmesidir. Secdeye giderken ve kalkarken "Allâhüekber" ve secde esnasında "Sübhâne rabbiye'l-a‘lâ" denilmesi sünnettir. Aynı şekilde secdenin oturduğu yerden değil de, ayaktan yere inilerek yapılması, secde yapıp oturmak yerine ayağa kalkılması ve secdeden kalkarken "gufrâneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr" denilmesi müstehaptır.
TİLAVET SECDESİ NE ZAMAN YAPILIR?

Tilâvet secdesini hemen yerine getirmek mecburiyeti olmamakla birlikte, bu secdenin anlamına ve amacına uygun olan davranış, mümkünse secdenin hemen o anda yapılmasıdır. Meselâ, arabada giderken tilâvet secdesi yapması gereken kimse bunu ima ile yapabilir.

Bir toplulukta Kur'an okunurken secde âyeti okunmuşsa, Kur'an okuyan kişinin kendisi öne geçerek tilâvet secdesini topluca yaptırması güzel olur. Bu secde yapılırken kadınlarla aynı hizada durulmuş olması problem teşkil etmez. Fakat herkes istediği gibi, bulunduğu yerde tek tek de secde yapabilir.

Secde âyetinin namazda okunması durumunda tilâvet secdesinin nasıl yapılacağı hususunda öteden beri birçok görüş öne sürülmüş ve birtakım öneriler getirilmiştir. Genel olarak söylemek gerekirse, secde âyeti Alak sûresinde (96/19) olduğu gibi rek‘atın sonuna tesadüf ediyorsa, tilâvet secdesi namaz secdeleriyle yerine getirilmiş olur; namazdan sonra ayrıca tilâvet secdesi yapılmaz. Hatta Hanefî mezhebinde, niyet etmesi durumunda, yapacağı rükûun da tilâvet secdesi yerine geçeceği kabul edilmiştir. Secde âyetini okuduktan sonra okumaya daha devam edecekse tilâvet secdesine varıp kalkması gerekir. Âlimlerin bu görüşlerine rağmen, elimizde Hz. Peygamber'in namazda tilâvet secdesi yaptığına ilişkin sağlıklı bilgi bulunmadığı gibi, namazdaki kişiden ayrıca bir de tilâvet secdesi yapmasını istemek yukarıda ortaya konulan anlam ve amaç çerçevesi içerisinde tutarlı ve gerekli değildir. Çünkü namaza durmuş olan kimse, lisân-ı hâl ile, zaten yaratıcısına karşı bir muhalefet içerisinde olmadığını, aksine bir boyun büküş ve tevazu içerisinde olduğunu göstermekte ve ayrıca namaz gereği rükû ve secde yapmaktadır. Bu bakımdan, namaz esnasında yapacağı secdelerin aynı zamanda tilâvet secdesi görevi de göreceğini söylemek daha mâkul ve namaz disiplini bakımından daha uygun gözükmektedir.
SECDE ÂYETLERİ
Secde âyetlerinin hangileri olduğunu görmek için şu âyetlere bakılması ve bu âyetlerin meâllerinin okunması uygun olur: el-A‘raf 7/206; er-Ra‘d 13/15; en-Nahl 16/49; el-İsrâ 17/107; el-Meryem 19/58; el-Hac 22/18; el- Furkan 25/60; en-Neml 27/25; es Secde 32/15; Fussılet 41/37; Sâd 38/24; en-Necm 53/62; el-İnşikak 84/21; el-Alak 96/19.